Haber: Serra TAYLAN
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Osman Osmanağaoğlu partisinin düzenlediği Mahalli İdareler Çalıştayı dolayısı ile Elazığ’a geldi. Programı kapsamında partililerle bir araya gelen ve bir dizi ziyaretlerde bulunan Osmanağaoğlu ülke gündemine dair değerlendirmelerde bulundu. 2027 yılı başlarında ülkede genel seçimin olacağını düşündüklerini belirten Osmanağaoğlu,seçime Cumhur ve Millet İttifaklarının dışında 3. Bir ittifakla girebileceklerini söyledi. Refah İttifakı olarak kendilerine yakın partilerle temasta bulunabileceklerini belirten Osmanağaoğlu:” Biz, millet üzerindeki teveccühümüze dayanarak üçüncü bir yol olarak Refah Partisi’nin ismi ve çatısı altında, bizlere yakın veya bizim onlara yakın olduğumuz partilerle birlikte ortak bir yol yürüyebiliriz.” Dedi. “
“Seçimlere Refah İttifakı olarak gidebiliriz”
Elazığ ziyaretinde ülke gündemine dair değerlendirmelerde bulunan Osmanağaoğlu Saadet Partisi ile görüştüklerini ve seçimlerde en büyük parti olan kararsızların tercihi olabilecek 3. Bir ittifakla seçime girebileceklerini söyledi. Osmanağaoğlu konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“2023 yılında Cumhur ve Millet ittifakları vardı. Cumhurbaşkanlığı seçim sistemine göre baktığımız zaman, ittifaksız bir neticenin alınamayacağı malumdur. Millet, iki parça arasında sıkıştırılmış vaziyettedir ve kararsızlar şu anda bir parti olarak %35’lere varan bir seviyededir. Kararsızlar, bir parti konumundadır. Biz, millet üzerindeki teveccühümüze dayanarak üçüncü bir yol olarak Refah Partisi’nin ismi ve çatısı altında, bizlere yakın veya bizim onlara yakın olduğumuz partilerle birlikte ortak bir yol yürüyebiliriz. Biz, Saadet Partisi ile kökleri aynı olan partiyiz. Neticede her ikimizin de Millî Görüş geleneğinden geldiği malumdur. Dolayısıyla Saadet Partisi’nin de bu konuda bize yakınlığı, bizim de Saadet Partisi’ne yakınlığımız; taban, düşünce ve fikir olarak, aynı yolun siyasi anlayışına sahip olmamız hasebiyle ittifak konusunda Saadet Partisi ile bir hoşgörü içerisindeyiz. Bunun yanında, diğer partilerin de üçüncü yol olarak yapacağımız bu yolda bize katılımlarına açığız. 2026’nın sonu veya 2027 yılı başlarında yapılacak olan genel seçimlerde, malumunuz Cumhurbaşkanı adayımız Doktor Fatih Erbakan Beyefendi’nin öncülüğünde seçime gireceğiz. Diğer partilerle de görüşürüz. İYİ Parti var, Anahtar Partisi var, DEVA var, Gelecek var. Bunlar, misyon olarak, ideolojik olarak, dünya görüşü olarak bize uzak partiler değildir. Dolayısıyla bunlarla asgari müştereklerimizi birleştirerek bir araya gelmemizde hiçbir sakınca yoktur. İttifakın ismi de “Refah İktidarı” olacak, Refah İttifakı.”
“
Belediyelere yapılan işin adı tehdit ve şantajdır”
Özellikle CHP ve Yeniden Refah partili bir kısım belediye başkanlarının parti değiştirmesini eleştiren Osmanağaoğlu, bunun temelinde belediye başkanlarına yapılan tehdit ve şantaj olduğunu söyledi. Osmanağaoğlu şunları söyledi:
“Biz zaten bunun adını koyduk: tehdit ve şantaj. Her ikisi de yapıldı; kimine göre tehdit, kimine göre şantaj. Belediyelerde, yıllarca AK Parti’nin yönettiği belediyeleri biz devraldık. 15–20 yıl AK Parti’de olan belediyeler, biz göreve gelir gelmez, vatandaşımızın teveccühüyle göreve gelir gelmez, ilk haftasında bu belediyelere geriye dönük olarak 15–20 yıllık borçların tahsilatı istendi. Henüz daha koltuğuna oturmamış belediye başkanlarımızdan bir hafta içinde bu borçların tahsil edilmesi talep edildi. Dolayısıyla belediye başkanlarının bir kısmı bu konuda direniş göstermeyi ve zora girmeyi arzu etmedi. Hâlbuki belediye başkanının bir görevi de omurgasını muhafaza etmek, direnmek ve orada bir murat uğruna inat etmektir. Gidenlerin tümüne ben bunu söyleyebilirim; tüm partiler için geçerlidir.Kalanlar ise bizim başarılı belediyelerimiz oldular. Borçlarını ödediler, hacizleri kaldırdılar. Bizdeki 22 belediye başkanımızı tebrik ediyorum, onların alınlarından öpüyorum.”
“Çifte standartlar, birçok yönde ve yöntemde olduğu gibi maalesef yargıda da görülüyor.”
Geçtiğimiz günlerde dava duruşmasına korumalarla gelen Aziz İhsan Aktaş’ın tutuksuz yargılanması konusunu da eleştiren Osmanağaoğlu:
“ Eğer bir suç örgütü lideri gibi yargılanan bir kişinin geriye dönük yapmış olduğu tüm işlemlerin gözden geçirilmesi gerekiyorsa, özellikle adı belediye ile anılan ve genelde belediyelerle çalışmış olan bu kişinin, hangi belediyelerde bu çalışmaları yaptığı da incelenmelidir. Belediye başkanları yolsuzluğa kendini kaptırmışsa, kesinlikle görevden el çektirilmelidir.
Ben bunu tüm partiler için söylüyorum. Başta bizim partili belediye başkanlarımız olmak üzere, 22 belediye başkanımız var. Buradan aracılığınızla ihbar ediyorum: Eğer bizim belediye başkanlarımızla ilgili yargıya intikal edebilecek, suça dayalı bir unsur varsa, lütfen buyursunlar, savcılığa başvursunlar; belediye başkanlarımızı alsınlar, gerekirse soruşturmaya tabi tutsunlar, hesap versinler. Çünkü bulamazlar.
Adaletin olmadığı yerde adam kayırma vardır. Hâlbuki yargıda, yargı önünde herkes aynı şekilde ve mutlak olarak görülmelidir. Çifte standartlar, birçok yönde ve yöntemde olduğu gibi maalesef burada da görülüyor. Biz bunu Türk yargısına binaen söylüyoruz; yoksa şu partinin, bu partinin meselesi olarak ele almıyoruz. Eğer birileri içeride, bunlara ihale verenler dışarıda ve aynı suçu işliyorsa —suç olduğu karine anlamında, henüz ispat edilmemiştir; suçu sadece isnat olarak söylüyoruz— burada onu yapan kişiler dışarıdaysa, bir diğer ayak içerideyse, yargıda bir problem olduğunu söyleyebiliriz”
“Terör örgütünü Türkiye–Suriye diye ayırmıyoruz. Bunlar birleşiktir”
Son dönemlerde Suriye’de yaşanan gelişmeler ve çözüm sürecine yansımaları hakkında konuşan Osmanağaoğlu şunları söyledi:
“Terör örgütünü Türkiye–Suriye diye ayırmıyoruz. Bunlar birleşiktir; burada PKK, orada PYD, orada PJAK olmak üzere şubeler hâlinde, her ülkede ismi farklı ama bir merkezden komuta edilen bir terör örgütü vardır. Neticede bu örgütün başı da İmralı’daki canidir. Dolayısıyla kırk yıldır polisimize, askerimize; öğretmenimizi, doktorumuzu, hemşiremizi ve Kürt vatandaşlarımızı katleden bir anlayıştan bahsediyoruz. Bugün bu anlayışın bir şekilde bağışlanmak istenmesini doğru bulmuyoruz.
Biz başında söylediğimizi yine söylüyoruz: Elbette teröristlere karşı Türkiye’nin yanındayız; ancak ortaya konulan metot ve yöntemin yanlış olduğunu ifade ediyoruz. Bu mutlaka gözden geçirilmelidir. Başında da söyledik, işin içinde “umut hakkı” vardır. Meclis komisyon kararlarında geçenlerde bir kısım yayınlandı; resmî olarak orada, İmralı’daki şahsa “umut hakkı” verilmesinden bahsediliyor. “Bize umut hakkı verin, ben Suriye’yi de çözerim” deniyor. Hâlbuki Suriye’deki silahların tamamını donatan, oradaki askeri gücü terörist bir askeri güç hâline getiren Amerika’dır. Burada sade vatandaşlıkla bu söyleme asla inanmıyorum, reddediyorum.
“KCK’nın dağdaki teröristi ne diyor? “Biz topraklarımız için savaştık. Siz kimsiniz bizi affediyorsunuz?”
Çünkü bugün, yılını doldurmak üzere hâlâ Bese Hozat denen KCK’nın dağdaki teröristi ne diyor? “Biz topraklarımız için savaştık. Siz kimsiniz bizi affediyorsunuz?” Bunu söylüyor. Öbür tarafta eş başkanlar, daha dün provokasyon üstüne provokasyon yaptılar. Biz bunları 2010’da yaşadık, 2013’te çözüm sürecinde yaşadık; şimdi de aynılarının tekrarını yaşıyoruz.
Ümit ederim ki yapılan iş, her ne kadar prestijimizi sarsmış olsa da, buraya kadar gelen süreç en azından sonuçlansın. Buna ben de hemfikirim; ancak yöntemin yanlış olduğunun altını özellikle çiziyorum. “