Av Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden..Geçmişte yaşamak…
Amin Maalouf büyük bir romancı. Onun "Ölümcül Kimlikler" isimli kitabının mutlaka okunması gerekiyor.Maalouf, o kitabında, kimlik çatışmalarının nasıl çözüleceğine dair kendi hayat tecrübelerinden örnekler veriyor ve insan aynı anda birkaç kimlik taşıyabilir, diyor.
Onun "Semerkant" romanı da alanında bir başyapıt. Ömer Hayyam'ın şiir kitabının peşinde İran tarihinde romansı bir yürüyüş yapıyor. İran'la ilgili yaptığı betimlemelerin bazıları aslında Doğu/İslam toplumlarının tamamı için geçerli. Şöyle diyor, romanın bir yerinde:" Artık anladım.İranlılar geçmişte yaşıyor, çünkü geçmiş onların vatanı,çünkü şimdiki zaman hiç bir şeyin onlara ait olmadığı yabancı bir ülke.
Bizim gözümüzde modern yaşamın, insanın özgürleşmesinin simgesi olan her şey onlara göre yabancı egemenliğinin ve baskısının simgesi:Karayolları,Rusya demek,demiryolu,telgraf,banka İngiltere, posta dedin mi Avusturya-Macaristan..."(s.247)
Yazar burada şu gerçekleri işaretliyor:
Birincisi; toplumsal değişmelerin, bazen geçmişle şimdiki zaman arasında bir süreklilik kurmayı zorlaştırması ve. bunun yarattığı travma.
İkincisi, geçmişten radikal kopuşun, modernleşme ile gelenek arasındaki gerilimin yarattığı geçmişe kaçma eğilimi.
Belki bir üçüncüsü de, -geri kalmışlığın yarattığı her toplumda görülen ihtişamlı geçmişe sığınma, onunla teselli bulma ihtiyacı.
Toplumların geçmişlerinden büsbütün kurtulmaları mümkün değil. Bir ağacı besleyen kökler gibi dallarında- meyvelerinde yaşamaya devem eder. Bu tip bir süreklilik sağlık belirtisidir. Ancak bu geçmişe kaçmaya yahut geçmişi bugüne taşımaya, şimdiki zamandan kopuşa neden olmamalıdır.
Doğu/İslam toplumlarında yaşanan biraz da budur. Günümüzde yapılan kavga ve siyasi çekişmelerin çoğu dünden devralınan yahut koparılarak bugüne getirilen ihtilafların bir devamıdır.
Atatürk ve Abdülhamit üzerinden yürütülen polemikler, tek parti dönemi uygulamalarını sanki bugün yaşanıyormuş gibi şimdinin sorunu haline getirmek, başka tarihi ve sosyolojik şartların ürünü olan siyasi reçeteleri bugünün meselelerine tatbik etmeye çalışmak, aynı zihniyetin bizdeki görüntüleridir.
Geçmişi geçmişte bırakmak yerine bugüne taşımak, bugüne yabancılaşmaya neden olmuş, çağ aklının yerini geçmiş aldığı için,şimdiyi anlamayı zorlaştırmıştır.Bu aynı zamanda, hayatın donduğunu, toplumların yerinde saydığını kabul etmek anlamına geliyor. Oysa dünya son hızla değişiyor. Tarihin tekerleği şimdiye kadar hiç olmadığı kadar hızlı dönüyor. Geçmişte kalanları savurup atıyor.Çağ aklıyla düşünmeyen, üretmeyenleri kenara fırlatıyor.
Bu psikoloji, biraz da medeniyetler mücadelesinde -öndeyken- geriye düşen toplumların şimdiki durumlarını hazmedememekten kaynaklanan bir tepkiselliktir. Dünün geride olanlarına karşı kendi dününü göstererek teselli bulma arayışıdır.Ancak bu bir toplumun bugününü kurtarmaz, sadece onu aşağılık kompleksinden kurtarır, belki kaybolan özgüvenini geri getirir.
Geçmişte başardım şimdide başarabilirim diye düşünmesini sağlar. Ama hiç bir toplum geçmişin ağlarına takılıp kalarak geleceğini inşa edemez.Tarih kendi zamanlarına, çağlarına göre düşünmeyen milletlerin çöküş hikayeleri ile doludur.Ya dikkatimizi, zihnimizi şimdiye dönecek yahut eskide kalıp tarihin tekerleği altında ezileceğiz.Her alanda -çağ aklıyla- düşünmeye ihtiyacımız var.