Prof. Dr. Remzi Atılgan, amenore konusunda açıklamalarda bulundu.

Fırat Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Remzi Atılgan, genç kızlarda adet görememe (amenore) konusunda açıklamalarda bulundu. İlk adet yaşının ırksal farklılıklar göstermekle birlikte gelişmiş ülkelerde genellikle 12–13 yaşları arasında başladığını belirten Prof. Dr. Atılgan, ilk âdetin çoğunlukla ergenliğin ilk belirtisi olan meme gelişiminden 2–3 yıl sonra görüldüğünü ifade etti. Bu sürecin sonunda kız çocuklarının yüzde 98’inin 15 yaşına kadar ilk adetlerini gördüğünü söyledi. Amenore(adet görememe), adet kanamasının hiç olmaması ya da anormal şekilde durması olarak tanımlandığını aktaran Atılgan, primer(birincil) amenorenin normal büyüme ve ikincil cinsiyet özellikleri gelişmiş olmasına rağmen 16 yaşına kadar adet görülmemesi ya da bu gelişmelerin olmaması durumunda 14 yaşına kadar ilk âdetin başlamaması olarak tanımlandığını belirtti. Sekonder amenorenin(ilk olmayan, sonradan farklı sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan adet görememe) ise daha önce adet gören bir kişide en az üç adet dönemi ya da altı ay boyunca adet görülmemesi olduğunu ifade etti. Adet görememe nedenlerinin rahim ve vajinanın yapısal bozuklukları veya yokluğu, primer ovaryan(yumurtalık) yetmezliği, beyin merkezinde bulunan hipotalamus ve hipofiz kaynaklı sinir sistemi bozuklukları, diğer endokrin hastalıklar, kronik hastalıklar ile fizyolojik ya da ilaçlara bağlı durumlar şeklinde sınıflandırıldığını belirten Prof. Dr. Atılgan, amenore şikâyetiyle başvuran genç kızlarda öncelikle ilaç tedavisi uygulandığını söyledi. Tedaviye rağmen adet görülmemesi durumunda hormonal veya genetik hastalıklar ile rahim yokluğu gibi durumların araştırılması gerektiğini ifade etti. Tiroid ve böbreküstü bezi hastalıkları, prolaktin hormonu(süt salgısını tetikleyen hormon) yüksekliği ve bazı genetik hastalıkların adet görememeye yol açabileceğini vurgulayan Atılgan, polikistik over sendromunun(yumurta tembelliği) yumurtlamayı bozarak amenoreye neden olabildiğini kaydetti. Duygusal ve hastalığa bağlı stres, yeme bozuklukları nedeniyle yetersiz beslenme, aşırı egzersiz ve kronik hastalıkların da adet düzensizliklerine yol açabildiğini söyledi. Strese bağlı hipotalamik amenorenin genellikle geçici olduğunu belirten Prof. Dr. Atılgan, yeme bozukluğu olan kadınlarda düşük vücut ağırlığı, aşırı egzersiz ve kalori kısıtlamasının beyin ile yumurtalık arasındaki hormonal ilişkiyi baskılayarak adet kesilmesine neden olabildiğini ifade etti. Bu hastalarda kilo artışının tedavinin önemli bir hedefi olduğunu vurguladı. Sporcularda artan enerji harcamasına karşılık yetersiz kalori alımının enerji dengesini bozduğunu belirten Atılgan, adet sorunlarının özellikle jimnastik, artistik patinaj, bale ve koşu gibi kilo kontrolünün sıkı olduğu sporlarda daha sık görüldüğünü söyledi. Bayan sporcularda beyin ile yumurtalık arasındaki hormonal dengenin bozulmasının adet görememeye yol açtığını ifade etti. Primer ovaryan(yumurtalık) yetmezliğin yaklaşık her 100 kadından birinde görüldüğünü belirten Prof. Dr. Atılgan, bu durumun yumurtalıklardaki folikül sayısının azalmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Tanının, 40 yaşından genç hastalarda en az bir ay arayla ölçülen menopoz düzeyindeki iki FSH değeri ile konulduğunu ifade etti. Ovaryan(yumurtalık) yetmezliğin nedeninin çoğu vakada saptanamadığını, ancak radyoterapi, kemoterapi, enfeksiyonlar, tümörler ve genetik bozuklukların da bu duruma yol açabileceğini kaydetti. Prof. Dr. Remzi Atılgan, 15–16 yaşına gelmiş bir kız çocuğunda adet kanamasının henüz başlamamış olması durumunda mutlaka bir pediatri ya da kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulması gerektiğini belirterek, vakaların büyük bölümünün ilaç tedavisine yanıt verdiğini, ancak nadir de olsa genetik hastalıklar ve rahim yokluğu gibi durumların olabileceğini sözlerine ekledi.  
Benzer Videolar