Nilgün Duyar yazdı. Güçlü Devlet, Başı Örtülü Çocuktan Korkmaz
Güçlü Devlet, Başı Örtülü Çocuktan Korkmaz
Azerbaycan'da 21 Eylül 2026'da Bakanlar Kurulu, 309 sayılı kararla okul kıyafetlerine ilişkin kuralları değiştirdi. Düzenleme, öğrencilerin okul üniformasına uymasını ve laiklik ilkesiyle bağdaşmayan kıyafet unsurlarına izin verilmemesini öngörüyor. Karar metninde “başörtüsü” ya da “hicap” geçmiyor. Ancak RFE/RL, JAMnews ve Al Jazeera, bazı okullarda başörtülü kız öğrencilerin derslere alınmadığına veya başörtülerini çıkarmalarının istendiğine dair bildirimleri aktardı. İçişleri Bakanlığı da 12 Ekim'de okul kıyafeti kurallarıyla bağlantılı olaylarda 37 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Bu bilgi tek başına gözaltıların başörtüsü protestosundan kaynaklandığını göstermiyor. Uygulamanın kapsamı ve etkilenen öğrenci sayısı da henüz net değil. Yine de yaşananlar, tartışmayı açmak için yeterli.
Bu yazı yalnızca Azerbaycan hakkında değil. Mesele, hangi ülkede olursa olsun, devletin bireyin inancı ve giyim kuşamı üzerindeki yetkisinin sınırı. İnanç da kıyafet de bireyin özgürlük alanına aittir. Devletin buna müdahalesi, özellikle eğitim hakkını kısıtladığı noktada, hangi gerekçeyle savunulursa savunulsun sorgulanmalıdır.
Karşı tarafın argümanını hakkıyla anlayalım. Laiklik, Azerbaycan Anayasası'nda yazılı bir ilke. Ortak okul forması da dünyanın birçok yerinde öğrenciler arasındaki görünür ekonomik farkları azaltmak için kullanılıyor. Devletin kamu okulunda tarafsızlığı korumak istemesi başlı başına yadırganacak bir niyet değil.
Ama asıl soru şu: Bu hedefe başörtülü bir çocuğu kapıdan çevirerek mi ulaşılır?
Bence hayır. İyi tasarlanmış bir laiklik, devleti dinî bir otoriteye dönüşmekten korumak içindir, insanları inançlarından arındırmak için değil. Devletin tarafsızlığı, öncelikle kurumlarının ve kamu görevlilerinin dinî inançlar karşısında ayrımcılık yapmamasını gerektirir. Öğrencinin başındaki örtü bu tarafsızlığı bozmaz. Bozan, devletin bir inanç biçimini kamusal alandan dışlamayı kendine görev edinmesidir. İlke her yönde geçerli: Devlet kimseyi başını örtmeye zorlayamaz, kimseye de örtmeyi kategorik olarak yasaklayamaz. İran'daki zorunlu örtünme de Azerbaycan'daki kapı önü uygulamaları da farklı yönlerden aynı hatayı yapıyor: bireyin yerine karar vermek.
Üstelik bu, devletin gücünü değil zayıflığını gösterir. Kendinden emin bir devlet, bir çocuğun giysisinden tehdit algılamaz. Vatandaşının ne giydiğiyle ve neye inandığıyla uğraşmak, kurumlarına yeterince güvenmeyen yönetimlerin refleksidir. Gerçek güç; okulu, hukuku ve ekonomiyi iyi işletmekte, insanları kıyafetleriyle denetlemekte değil.
Bu görüşe iki itiraz yöneltilebilir. Birincisi güvenlik: yüzün tamamen kapalı olması kimlik doğrulamayı zorlaştırabilir. Bu kaygı meşru. Gerektiğinde, kolluk kuvvetlerinin kimlik tespiti için yüzün açılmasını istemesi makul olabilir. Ama belirli bir anda yapılan somut bir güvenlik kontrolüyle bir kıyafetin topyekûn yasaklanması aynı şey değildir.
İkinci itiraz okul formasının eşitleyici işlevi. Ortak kıyafet, ekonomik farkların görünürlüğünü azaltabilir. Fakat kural belirli bir inançla ilişkilendirilen kıyafeti dışarıda bırakacak biçimde uygulanıyorsa eşitlemez, eşitsizliği derinleştirir. Çünkü bedelini o kıyafeti giyen çocuklar eğitimden uzaklaşarak öder. Eşitlik, bir çocuğu kapıda bırakarak sağlanmaz.
Türkiye bu tartışmayı yıllarca yaşadı. Başörtüsü yasağı laikliğin ve devlet düzeninin korunması gerekçeleriyle savunuldu. Başörtüsü yasaklarının kaldırılması, öne sürülen rejim tehdidinin kendiliğinden gerçekleştiğini göstermedi. Buna karşılık, yasak döneminde eğitim hakkı sınırlandırılan insanların yaşadığı kayıplar ortadan kalkmadı. Bu deneyim, bir kıyafetin kendiliğinden rejim için tehdit olduğu varsayımını yeniden düşünmemizi gerektiriyor.
Bu yüzden Azerbaycan'a “kardeş ülke” diyerek sessiz kalmak da, yaşananları “iç mesele” diye geçiştirmek de doğru değil. Ama eleştirinin adil olması için olgular da açıklığa kavuşmalı: Bu uygulamalar hangi hukuki dayanakla yapılıyor, kaç öğrenciyi etkiliyor, öğrencilerin eğitim hakkı nasıl güvence altına alınacak? İddialar bağımsız biçimde incelenmeli, okul yönetimlerinin kararları açıklanmalı.
Sonuçta ilke basit: İnanç ve giyim bireyindir. Bunu Türkiye'de savunduk, İran'da savunuyoruz, Azerbaycan'da da savunmalıyız. Bir devlet, bir çocuğa “okul seni içeri almıyor” demeden önce kendine şunu sormalı: Bu kapı hangi tehdidi gerçekten önlüyor? Cevap yoksa, o kapı açık kalmalı.