Muhtar Yıldırım: “Köyümüzde 76 haneden 25 hane kaldı”
HABER / FUNDA CANPOLAT
Elazığ’ın Baskil ilçesinde 2020 yılında meydana gelen depremin ardından ahırları yıkılan vatandaşlar, aradan geçen 6 yıla rağmen mağduriyet yaşamaya devam ediyor. Ahırlarını yeniden yaptırmak isteyen köylüler; resmî yol şartı, mirasçıların tamamından imza alınması ve ağır bürokratik işlemler nedeniyle çözüm beklerken, yaşanan sorunların köylerdeki göçü de hızlandırdığı belirtiliyor.
Baskil ilçesine bağlı Hacı Hüseyinler Köyü Muhtarı Hasan Yıldırım, deprem sonrası ahır ve konut yapım süreçlerinde vatandaşların karşılaştığı sorunlara dikkat çekerek yetkililere çağrıda bulundu. Ahır yapımında resmî yol şartının aranmasının ve tapulu arazilerdeki tüm mirasçıların imzasının istenmesinin vatandaşları zor durumda bıraktığını belirten Yıldırım, mevcut uygulamaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.“BİR YAZIYLA ÇÖZÜLEBİLECEK MESELE, VATANDAŞI ÇIKMAZA SÜRÜKLÜYOR”
Hacı Hüseyinler Köyü Muhtarı Hasan Yıldırım ahır yapım sürecinde resmî yol şartının yanı sıra tapulu arazilerdeki mirasçıların tamamından imza istenmesinin de işleri zorlaştırdığını söyledi. Deprem öncesinde köylerinde 76 hane bulunduğunu, bugün ise bu sayının 25'e düştüğünü belirten Yıldırım, evlerin ve ahırların yapımında yaşanan sorunların vatandaşların köylerine dönmesini zorlaştırdığını ifade etti. Ruhsat ve elektrik aboneliği gibi konularda da sıkıntılar yaşandığını kaydeden Yıldırım, köylerin yeniden canlandırılması için çözüm bulunması gerektiğini vurguladı. Yıldırım konuşmasına şöyle devam etti: “Şimdi bu sorun her yerde var. Asıl problem şu: Görevliler vatandaşların evlerine üç kez gelip inceleme yaptı. Ancak her gelen memur farklı bir rapor hazırladı. Örneğin bir vatandaşın evinin üst katı yıkıldı, alt katı ise ayakta kaldı. Fakat sistemde bu durum hiç görünmediği için vatandaş hak sahibi olamadı. Bu nedenle çok ciddi mağduriyetler yaşandı. Şimdi benim köyümde 15 hak sahibi var ve bu vatandaşlar ahırlarını yaptırmaya çalışıyor. Müteahhit geldi, hatta kum döküldü; ahırların yapımına başlanacak. Ancak köyümüzdeki vatandaşlar da çeşitli engellerle karşılaşıyor. Resmî yol şartı aranıyor, tapu işlemlerinde ise bütün mirasçıların imzası isteniyor. Oysa taahhütname alınarak bütün sorumluluğun ilgili şahıslara ait olduğu belirtilebilir. Bu, bir yazıyla çözülebilecek bir mesele. Ancak şartlar o kadar ağırlaştırılıyor ki vatandaşlar ahırlarını yaptıramıyor. Ev konusunda da benzer sorunlar yaşanıyor."“AHIRLAR VATANDAŞIN KENDİ ARAZİSİNE YAPILMALI”
"Örneğin 2020 Elazığ depreminde vatandaşlara konut hakkı tanındı. Ancak 2023 depreminden sonra köylerde ev yaptırmak isteyen vatandaşlar hâlâ çok ağır şartlarla karşı karşıya kalıyor. Benim köyümde şu anda altı kişi bu konuda mağdur. Vatandaşa sürekli “Şöyle yapın, böyle yapın” deniliyor. Oysa kişinin kendi tapulu arazisi varsa, kendisinden bütün sorumluluğun kendisine ait olduğuna ilişkin bir taahhütname alınabilir. Mirasçılar arasında anlaşmazlık çıkarsa mahkeme yolu da açıktır. Bunun AFAD ya da Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını ilgilendiren bir mesele hâline getirilmesine gerek yok. Ancak yetkililer bunu kabul etmiyor ve bütün mirasçıların imzasını istiyor. Zaten vatandaşların arazileri çok geniş değil; 30-40 dönümlük bir arazide yüzlerce, hatta binlerce mirasçı bulunabiliyor. Bu kadar insanı bir araya getirmek neredeyse imkânsız. Üstelik bu süreçte harcanan para, bir evin maliyetine yaklaşabiliyor. Ahırların vatandaşların kendi arazilerinde değil de toplu alanlarda yapılmak istenmesine de birçok kişi karşı çıkıyor. Bunun uygulanabilir olmadığını düşünüyoruz."“KÖYLER BOŞALIYOR, HAYVANCILIK GERİLİYOR”
"Örneğin benim köyümde beş kişinin ahırı yapılacak. Ancak bu vatandaşların kendi arazileri ve eski ev yerleri, ahırların yapılacağı toplu alana yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta. Şimdi vatandaşı kendi arazisinden alıp kilometrelerce uzaktaki bir alanda hayvancılık yapmaya nasıl zorlayabilirsiniz? Bu sorun yalnızca bizim köyümüzde değil, birçok yerde yaşanıyor. İnsanların kendi arazileriyle ahırlarının birbirinden uzak olması, hayvancılığı sürdürülemez hâle getiriyor. Bir düşünün; vatandaşın evi Harput'ta, ahırı ise Gazi Caddesinde olsun. İneklerin bakımını nasıl yapacak? Hayvanların yanına günde defalarca gidip gelmesi gerekiyor. Bu şartlarda hayvancılık yapmak mümkün mü? Ancak vatandaşın talepleri dikkate alınmıyor. Yetkililer, “Prosedür bu, işine gelirse” anlayışıyla hareket ediyor. Bizim itirazımız da tam olarak buna. Vatandaşın gerçek şartları ve ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalı. Depremden sonra evlerin eski yerlerinde yapılmaması ve vatandaşların merkeze yönlendirilmesi nedeniyle köyümüzde büyük bir göç yaşandı. Deprem öncesinde 76 hanenin bulunduğu köyümüzde bugün yalnızca 25 hane kaldı. Köyümüz ciddi oranda nüfus kaybetti. Gidenlerin büyük bölümü geri dönmedi. Çünkü vatandaşların köylerinde yeniden ev yapma imkânı bulunmuyor. Köyünde ev yapmak isteyen vatandaşlar bu kez de farklı engellerle karşılaşıyor. Ruhsat alamıyor, elektrik aboneliği yaptıramıyor ve çeşitli bürokratik sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Bütün bu sıkıntılar nedeniyle insanlar köylerine geri dönemiyor. Sonuç olarak köylerimiz boşalıyor, hayvancılık geriliyor ve vatandaşlar kendi topraklarında yaşamlarını sürdüremez hâle geliyor."