Av. Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden..Yolsuzluk Bir Sistem ve Zihniyet Sorunudur
Davutoğlu, başbakanlığı döneminde, “Siyasi etik Yasası” çıkarmak istediğini, Erdoğan’ın,” bu yasa çıkarsa il- İlçe başkanı bulamayız,” dediğini aktarmıştı.
Bu diyalog, bugün geldiğimiz çürümenin sebeplerinden birine işaret etmektedir. Tersinden bir okuma, siyasi ahlaksızlığı görmezden gelmeyi siyaset tarzı haline getirmeye işaret eder. Oysa AKP kendine iktidar yolunu açmaya çalışırken hep ahlaklı siyaset vurgusu yapmıştı. İktidara gelecekler, Fırat kenarında kurdun kaptığı kuzudan sorumlu olacaklardı. “hırsızlık yapan kızım Fatıma’da olsa…” dillerinde pelesenk olmuştu.
Oturup kalkıp, milletin madde ve manasını kemiren kurtlardan –hesap soracağız- mesajı veriyorlardı.
Geldiğimiz nokta ortada. Dini bir partiye hasretmenin, gücü Hakta, adalette, doğrulukta aramak yerine maddede aramanın bir siyaseti getirdiği noktadır bu. “Müslümanlar zengin olursa İslam güçlü olacak” diyorlardı, onlar zengin oldukça Müslümanlık zayıfladı. Din adına yapılan her yanlış darbesini dine vurdu. Bugün toplum AKP iktidara gelmeden öncekinden daha dindar değil. Daha ahlaklı, daha adil bir dünya kurulamadı, bilakis sözle gerçek, retorikle pratik arasındaki mesafe giderek açıldı. Anlaşıldı ki, hedef daha ahlaklı bir toplum değildi, hedef dinin gücünü kullanarak iktidarın nimetlerine konmaktı. Çünkü onlar için devlet bir sorumluluk alanı değil, bir rant alanıydı. İktidar olmak demek pastanın sahibi olmak demekti. Onun için Fırat kenarında kurdun kaptığı kuzunun hesabını sormayı unutup kendileri kurt oldular.
Bu çürümüşlüğün iki temel sebebi var, birincisi bu çevrelere hakim olan din algısıdır.
Baştan beri bu gelenek, Müslümanlığı parti tercihleri ile temellendirmiştir. Parti mensubiyeti, Müslüman olmanın şartı gibi sunulmuştur. Farklı düşünen Müslümanlar, bu siyaset adına çerçeve dışına itilmiştir. Kendilerinden olmayanlara mutlaka dinle ilişkilendirdikleri bir damga vurulmuştur. Hayrettin Karaman’ın, YeniŞafak’taki,“AKP’ye oy vermek farzdır(2017 referandumunda), iktidarın yanlışlarına karşı eleştirilere caizdir, diyemem,” şeklindeki yazıları nasıl bir din anlayışı ile hareket edildiğinin göstergesidir. Bütün bunları dini sevdirmek, ahlaklı bir toplum yaratmak için ön ayak ve örnek olması gereken bir din adamı söylüyor. İmam-ı Azam bir gün böylelerinin din adına ahkam keseceklerini görmüş olacak ki, “sultanların sofrasına oturan din adamının fetvası ile amel edilmez” demiştir. Aynı zihniyetin bir başka örneği, sokak vaazcısı Şevki Yılmaz’dır. 2015 seçimlerinde AKP’nin kaybetme ihtimalinin belirmesi üzerine şöyle demişti:” Ülkenin geleceğini ipotek altına alacak her türlü harcamayı yapmalıyız. Hazinedeki 700 ton altını ve diğer varlıkları harcamalı ve seçim kazanmalıyız. Kazanmasak bile arkada gelenlere hiç bir şey bırakmamalıyız…” Bu, biz yoksak isterse memleket batsın sözünün bir başka şeklidir. Dikkat edin Fon soygununda da ahlakı, adaleti, cebine el atılan milleti savunmuyorlar. CB Erdoğan’a da bu yapılır mı? diyerek, iktidarlarını korumaya çalışıyorlar. Doğru soru, Erdoğan’a değil bu millete bu yapılır mı? Sorusudur. İktidarda kalmak biricik gaye olunca din de, milliyetçilik de sadece toplumu kandırmak için kullanılan birer araca dönüşürler.
Yozlaşmanın ikinci bir sebebi ise, gücün yasalar yerine bir kişinin şahsında toplanmasıdır. Kurumların, kanunların değer kaybettiği bir yerde her türlü yolsuzluk olağan hale gelir. CB sistemi ile kanun hakimiyetinin yerini bir kişinin hakimiyeti almıştır. Kişi demek, duygu, öfke, çıkar, istek, arzu demektir. Gücün baştan çıkarıcılığını önleyecek tek mekanizma hukukun üstünlüğü, denge ve denetim mekanizmalarının –keyfiliğe- izin vermeyecek şekilde tanzimidir. Bunu sağlayacak bütün mekanizmalar devre dışı bırakılınca çürüme kaçınılmaz olmuştur. Kanun hesap soramıyorsa, kim korkar mahkemelerden? Bu din anlayışı ve bu sistemle başka bir Türkiye ummak ham hayaldir. Dinin de devletin de bu anlayış ve yolsuzluk üreten sistemden kurtarılması gerekir