Av. Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden…Hedeflediğiniz Türkiye bu muydu?
Terörsüz Türkiye sürecinden, tarafların aynı şeyleri anlamadığı belli oluyor. Bunu görmek için Örgüt ve türevleri adına konuşanların son günlerde yaptıkları açıklamalara bakmak kafi.
İktidar ve bileşenleri süreç başlarken "Örgüt bütün şubeleri ile silah bırakacak" demişlerdi.
Öyle olmadığı, olmayacağı kısa zamanda ortaya çıktı. YPG silah bırakmadığı gibi -silahlarını ve militanlarını muhafaza etmeyi- Suriye yönetimine kabul ettirdi.
Önceki gün Diyarbakır'da Dil Konferansı düzenlendi. Aktörler tabi ki Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi çalışanlarıydı.
Sonuçları basına yansıdı.
Konferansta;
-Kürtçe bilmeyen personel için zorunlu dil atölyeleri düzenlenmesi,
-Kurum, kuruluş,sokak, cadde ve park adlarının Kürtçeleştirilmesi,
-Kürtçenin kurum içi yazışmalarda esas dil olması,
-Kurum ve kuruluşların dil çalışmaları için bütçeden özel pay ayırması,
-Kurumların resmi internet siteleri,sosyal medya hesapları ve basın açıklamalarında Kürtçenin birinci dil olarak kullanılması,diğer dillerin çeviri olarak yer alması,
-Kreş, anaokulu ve çocuk merkezlerinde Kürtçe çalışmalarının yaygınlaştırılması karar altına alındı.
Hani bunlar demokrasi istiyorlardı?
Bu maddeler bölücü çevrelerin Terörsüz Türkiye sürecinden ne anladıklarını, nasıl bir ülke hayal ettiklerini bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Bu konferansı tertipleyenlerin, bölgeyi ayrı bir siyasi merkez ve egemenlik alanı, Kürt olmayanları ise bir azınlık olarak gördüklerini, TBMM ve anayasayı tanımadıklarını gösteriyor.Bu bir konferanstır denilip geçilemez. Böyle böyle PKK palazlanarak bugün gözünü iktidar hırsı bürümüş olanlarla pazarlık yapar duruma geldi. Bölgeden göstere göstere Türkçe kovuluyor,bir başkaldırı ve devletleşme projesi devreye sokuluyor, sürecin mimarlarından hala en küçük bir tepki sesi yükselmiyor.İktidarı kaybetme ihtimaline gösterdikleri tepkinin milyonda birini vatan toprağını kaybetme ihtimaline karşı göstermiyorlar. Bugün sınırlar dillere göre çiziliyor, nerede Türkçe varsa orada devlet vardır, Türkçe yoksa devlet de egemenlik de yoktur.
İktidarın iki ayağının, sürece mahkummuşuz gibi bir dil kullanması toplum açısından bu süreci hazmedilemeyecek bir noktaya getirmiştir. Daha iki gün önce, DEM Parti'nin Mersin mitinginde konuşan ve Çetinkaya mağazasında 12 kişinin ölümüne neden olan saldırının faili Çetin Arkaş, göksünü gere gere "Bizde pişman olmuş bir hal var mı?"dedi. Dünyanın hiç bir ülkesinde bir terör örgütü yöneticisi parti mitinglerinde kürsüye çıkarılmaz. İspanya'da ayrılıkçı Bask partisi Herri Batasuna, seçim propagandasında ETA militanlarının görüntülerini kullandığı için Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış,AİHM' de bu kararı doğru bulmuştu.
Süreç bize, DEMP ile PKK arasında simbiyotik bir ilişki olduğunu,aralarında hiç bir fark olmadığını,aynı odağın parçası olduklarını göstermiştir.Artık bu kirli ve kanlı ilişkiyi gizlemeye bile gerek görmüyorlar.İşte itirazımız bunadır. Terörü bitirmek şarttır, lakin bunun yolu ülke içinde ayrı bir siyasi otorite yaratmak değildir.İmralı'da bir otorite, Ankara'da ayrı bir otorite olursa terörü bitirmenin karşılığı bölünme olu