Toplum, tam PKK’lı teröristlere tanınan imtiyazın şokunu yaşarken Süleymancılar operasyonu geldi. Bir anda dikkatler bu operasyona çevrildi. Binlerce vatandaşımızı öldürenler barış güvercinine dönüştürülürken Süleymancılar en büyük suç örgütü ilan edildi.Mal varlıklarına el konuldu, yapı Alihan Kuriş suç örgütü olarak kodlandı.
Bu tip kapsamlı operasyonlar uzun bir hazırlık evresi gerektirir. Soruşturmanın çok önce başladığı ancak uygun zamanın beklendiği anlaşılıyor. Uygun zaman, PKK affının yarattığı toplumsal travmanın zirvede olduğu vakitti. Onun için “çerçeve yasanın- mecliste kabulünün ertesini seçtiler. Apo’yu unut Alihan Kuriş’e bak dediler. Kimseyi öldürüp öldürmedikleri önemli değil, onlarca televizyon, gazete ile en masum insanları bile en kanlı teröristlere çevirebilirsiniz. Bu saatten sonra, Süleymancılardan terör örgütü yaratma işi ROK’ların, Cem Küçükler’in dışarıda kalan benzerlerine düşüyor.
Hangi tarikat veya cemaatin hangi işlere karıştığına gazete köşelerinde veya TV ekranlarında karar verilemez. Fakat uzun süredir -iddianameler- yazılı, görsel veya sosyal medyada yazılıyor.Önce bu mecralarda bir kampanya başlatılarak, algı oluşturuluyor, sonra iddianameler tanzim ediliyor.Toplanan paraları külliye yapmak için yurt dışına göndermek tek başına bir cemaati -kriminal- hale getirir mi? Üstelik bunu yapan şurada- burada bir sokağın tamamını satın alan yandaş müteahhitler varken. Yargının bağımsız olmadığı yerde verilen her hüküm, yazılan her iddianame tartışmalıdır.Geçmişte kimi davalara nasıl suçsuz-günahsız insanların dahil edildiğini, nasıl mağdur edildiklerini biliyoruz.
Cemaat/tarikat gerçeği sadece İslam dünyasına mahsus bir özellik değil, bütün dinlerin mihveri altında bu tip yapılanmalar var.İnsan aynı zamanda manevi bir varlık,ruh açlığını doyurmak, dünyevileşmenin yarattığı -maddeci- atmosferden kurtulmak istiyor.Formel, şekilci din anlayışı onların manevileşme ihtiyaç veya arzusunu karşılamıyor. Onun için bu tip yapılara yönelerek manevi tatmin arıyor.Hayır-hasenat işlerine dahil olarak -yaradılış gayesine- hizmet ettiğini düşünüyor.Ahlaklı bir hayatın ancak öyle bir toplumsal atmosferde olabileceğine inandığı için kendini kolayca bu yapıların kollarına bırakabiliyor.
Lakin samimiyet, temiz niyet her zaman aynı safiyetle karşılık bulmuyor. Güç, dini veya ideolojik mensubiyet dinlemiyor, herkesi değirmen gibi öğütüp un-ufak ediyor. Bugün tarikat/cemaat yapılanmalarının çoğu birer ticari şirkete dönüşmüş durumda. Mensuplarını -altta kalanlar hariç- manevileşmekten çok dünyevileştiriyor.Bir süre sonra cemaatler arasında en güçlü, en büyük kim yarışı başlıyor. Bu da onları tüm dini iddialarından uzaklaştırarak öteki ticari şirketlerle aynı hizaya getiriyor.Bu hakikati görmek için, başkalarına -ahlak ve terk-i dünya- telkininde bulunurken kendileri miras kavgasına tutuşanlara bakmak kafi.
Şunu da unutmamak lazım, bu cemaatlerin ortaya çıkış sebeplerinden biri de dini hayatın baskı altına alınmasıdır.İnsanlar inançlarını yaşama özgürlüğüne kavuştukça bu tür yönelişlerin debisi düşer, cemaatleşmenin yerini bireyselleşme alır.
Cemaat yapılarının büyümesi sadece dini yöneliş ve yalnızlaşan insanın bir grup kimliğine sığınması ile izah edilemez.Bunda bu oluşumları oy deposu olarak gören, kazan- kazan esprisi ile çalışan parti ve liderlerin de büyük payı var.”Ne istediler de vermedik, aynı menzile yürüyoruz,” gibi ifadeler bu yapıların hem siyasileşmelerinin hem de ticarileşmelerinin en önemli sebebidir. Eğer ortada bir suç ve sorumluluk varsa bu, “siyasi ticaretin” iki tarafına aittir.
15 Temmuz’dan ders alınarak bu tip yapılara karşı hukuki, mali bir denetim mekanizması kurulabilirdi. “Oy kaybederiz” endişesi ile kurulmadı.Karşılıklı al- ver-ler devam etti. “Biat et,oy ver, istediğini al,” mekanizması ısrarla sürdürüldü. Sistem, kendine oy verenleri her türlü denetimden muaf tutarken, oy vermeyenleri zamanı geldiğinde icabına bakmak üzere beklemeye aldı. PKK affının yarattığı travma – o vaktin geldiğini- gösterdi. Ve bu operasyon yapıldı.Tek sebep bu değil elbette. Ötekileri zaman içinde öğreneceğiz. Bu yapılarla ilgili çok şey söylenebilir,birçoğu dini olmaktan ziyade ticari yapı hüviyeti kazanmıştır.Din bu ticaretin sadece manivelası,sermayesidir. Doğru tedbir, onları siyasallaştırmamak, arka bahçe olarak görmemek, ekonomik,örgütsel,hatta dini açıdan denetleyecek hukuki bir çerçeve oluşturmaktır.
Suçu önlemeye çalışırken, hayır, hasenat ve dini hassasiyetin de önü tıkanmamalı,doğru mecralara akması sağlanmalıdır.Diyanet İşleri Başkanlığı, siyaset yapacağına hutbelerde biraz da bu işlere vakit ayırsaydı, insanlarımız -din satanlarla- Hak’ka hizmet edenleri birbirinden ayırır, -din satanların- kucağına düşmekten kurtulurdu.
1
Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde Dünya Artrit günü dolayısıyla “Artrit İle Yaşam” temalı bir etkinlik düzenlendi.
22856 kez okundu
2
ÜLKÜSÜ VE ÜLKESİNE ADANMIŞ BİR ÖMÜR…..İRFAN SÖNMEZ’LE GÜNDEME DAİR..
17464 kez okundu
3
17197 kez okundu
4
YAĞIŞ NEDENİYLE ARAÇ SUDA KAYBOLDU
13430 kez okundu
5
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN TÜRKİYE’M…….
12794 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.