Ana Sayfa GÜNDEM, Uncategorized 1 Aralık 2023 903 Görüntüleme

YAZAR MURAT ÖZDEMİR GÜNDEME DAİR DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU

‘’ 15 Temmuz Destanı, Yeniden Diriliş’’ ve ‘’Bilge Çocuk Muhammed’’ adlı kitapların sevilen yazarı Murat Özdemir ile eğitimden sağlığa, inançlardan sosyo-kültürel değişimlere… Keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Yazar Özdemir’in okurken düşündürecek, düşünürken değişimin kapısını aralayacak söyleşisini siz değerli okuyucularımız için derledik….

HARPUTTİMES Haber’i ziyaret eden Özdemir, ülkenin ve dünyanın içinde bulunduğu durumu değerlendirdi. Özellikle son zamanlarda dünya düzenindeki değişimlerin, insanların psikolojisi üzerindeki etkilerini anlatan Özdemir, inanç sistemi ve eğitimin toplumsal yozlaşma üzerindeki etkilerine değindi….

YARADILIŞIMIZIN ÖZÜNDE GERÇEK AŞK VE KARDEŞLİK VARDIR.

Fikir fakirliği günümüz dünyasının en büyük eksikliği ne yazık ki. Açlık denilince insanlarımız sadece ekmek ve su eksikliği olarak anlıyor. Ama en büyük açlık manevi açlıktır. Biz kültür olarak sıradan bir kültür değiliz. Yeryüzünde gerçek aşkı ve medeniyeti yayan bir peygamberin ümmetiyiz. Tek şanssızlığımız bir yanda cıvataları çok sıkan Asya kıtasının olması, diğer yandan cıvataları çok gevşeten Avrupa Kıtası’nın olması. Yapılması gereken tek gerçek; cıvatalarını çok sıkan Asya’yı gevşetip, cıvataları çok gevşeten Avrupa’yı da ölçüsünde sıkmaktır.  Yaradılışımızın özünde gerçek aşk ve kardeşlik vardır. Şeytan cehennemden firar edince, insanlığımızın da ayarı bozulmuştur.

Dünyanın herhangi bir yerinde nasıl ki yeni üretilen bir cihazı aldığımızda garanti belgesini de yanına koyuyorlarsa, yüce Yaradan da bizleri yaratırken garanti belgemizi yanımıza koymuştur. Hiç şüphesiz ki bu garanti belgesi de yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’dir. Fakat insanlar Mehdi Kitap Kur’an-ı Kerim’i duvarlarına asmış, sokaklarda Mehdi’yi arıyor. Yaratan bizleri çeşitli yaratmış. Dillerimiz, renklerimizin farklılığı yaratılışımızın özünden geliyor. Ama sevdamız aynı. Kur’an Aşkımıza göre Dünya bir gül bahçesi, her insan bir güldür. Gülü seveceksin. Ama dalından koparmadan seveceksin. Aşkı da şöyle tarif ediyor. İki türlü aşk tarifi var. Biri ilahi, biri evrensel.. İlahi tarifi bende kalsın. Evrensel tarifin çeşidi çok. Hayatımızın her yanı aşktır. Eş aşkı, anne aşkı, baba aşkı,  evlat, vatan, bayrak, dünya aşkı…Gibi çeşitlendirebiliriz.

BİLİNÇSİZ TOPLUM BULANIK SEL GİBİDİR

Toplumların gelişmesinin bilinç düzeyinin artmasına bağlı olduğunu söylüyor Özdemir. ” Bilinçsiz toplum bulanık sel gibi, önüne kattığını çamura sürükler” diyen Özdemir şunları söyledi: ” Bilinçli toplum berrak su gibidir. İçtikçe içesin gelir. Sokaklara bir şeyi doğru öğretmezsen, eğriye doğru, doğruya eğri diyen kitleler oluşur. Gerçekleri ortaya koymak büyük bir meziyettir ve siyasilerin en önemli görevidir. Siyaset onun bunun yapabileceği sıradan bir iş değildir. Siyaset meslekler üstü bir sanattır. Halka hizmeti, Hakk’ka hizmet olarak görmesi gereken, peygamberimizin sanatıdır. ”

GÜNÜMÜZ TIP DÜNYASI İNSANLARI MADDE BAĞIMLISI YAPTI.

Dünyadaki en önemli sorunlardan birisinin de sağlık olduğunu belirten Yazar Murat Özdemir, Kur’an Aşk’ımıza göre ‘Diş ve doğum hastalığı farz, diğer hastalıklar sünnettir’’ diyor. Usta Hekim’in insanlar hastalanmasın diye şifa dağıtan hekim olduğunu söyleyen Özdemir, günümüzdeki tıp anlayışının çok farklı olduğunu söyleyerek şunları kaydetti:

‘’Dünya’daki tıp anlayışına bakıyorum. Doktorlar kendi reklamını yapıyor. Her türlü hastalıklarda kadınımız erkeğimiz kontrolsüz bir yaşam sürüyor.  İnsan üzülüyor. Psikolojik panik atak hastalığı belki iki seansta halledilecek bir hastalıktır. Ama günümüz Tıp dünyası insanları madde bağımlısı yaptı. Bir ilaç alışkanlığı var. Psikolojisi bozulan vatandaşlara doktorlarımız ilaç veriyor. Ama o ilaç uyuşturucu diye satılıyor. Aynı zamanda günümüzde araştırdığımız zaman toplumun dörtte üçü uyuşturucuyla boğuşuyor. İnsanlara sarhoşluk veren her şeyi benim gözümde uyuşturucudur. İçki de, psikiyatrik ilaçlar da uyuşturucudur. Bir vatandaş Devlet Hastanesi’nin camını alaşağı ediyorsa, niye benim adamımı kurtarmadın diye doktora kurşun sıkıyorsa, tıp dünyasının burada kendisini yenilemesi lazım. Bu vatandaşımızın psikolojisi neden bozulmuş? Bir cinnet geçirmiş. Ona ilaç veriyorlar hemen. İkinci seansta da o vatandaşımızı gidip evinde test etmemiz gerekiyor. Evli mi? Eşiyle geçiniyor mu? Sıkıntılar farklıdır. Panikatak hastalığı bir insanda ne için başlar? Çok sevdiği bir insanı kaybetmiş birinin yaşadığı bir travma vardır. Onun yerini dolduramamış olursa o boşlukta kendini yalnız hissediyor. Kaygılarını giderecek paylaşımlarda veya eylemlerde bulunamıyor. Yalnızlığı8n getirdiği bir travma da panik atağa yol açıyor.

3 ÖĞÜN YEMEK YİYİP, 3 ÖĞÜN CANDAN GÜLEN İNSANLARDA KALP HASTALIĞI OLMAZ.

Hastalıkların inançla orantılı olarak artıp azaldığını da dile getiren Özdemir, inanç sisteminin sağlam olduğu yapılarda hastalıkların görülme sıklığının daha az olduğunu söylerken, maneviyatın güçlü olmasının da hastalıklarla mücadelede çok etkin bir rolü olduğunu belirtti. Özdemir şunları söyledi: ‘’Hayat akışımızı Kur’an aşkımıza göre yaşamış olsaydık, hiçbir ruhsal ve bedensel hastalık olmazdı. Kalp hastalığı neden oluyor? Damar tıkanıklığından oluyor. Damar tıkanıklığı neden oluyor? Hantallaşmış vücuttan oluyor.  Hantallaşmış vücut da, düzenli ve dengeli beslenmemekten kaynaklanıyor. Belki tıp dünyası şaşıracak; ama günde 3 öğün yemek yiyip, 3 öğün candan gülen insanlarda kalp hastalığı olmaz. Candan gülmek, insanlarda 240 voltluk bir ısınmaya sebep oluyor ve damarlar açılıyor. Bu gibi insanlar, yani hayata pozitif bakan insanlarda kalp hastalığı olmaz. Aynı şe kilde kanser hastalığı üzüntüyle başlayıp sabırla biten bir hastalıktır. Maneviyatımız ne kadar güçlü ise, hastalıklarla baş etmemiz de o kadar güçlü olacaktır.

İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET OLASIN

Yine bunun gibi salgın hastalıklarla sınandı dünyamız. Pandemi döneminde yüzbinlerce insan hayatını kaybetti. Tıp Dünyası aşı konusunda sınıfta kaldı. Virüs hastalıkları, sokaklarda dolaşan bir hastalıktır. Tıp dünyası bize maske, mesafe, temizlik dedi. Ama dünyanın kendisi temiz mi? Değil. Burada yapılması gereken nedir?’ İnsanlara değer ver ki devlet olasın’ dedik. Sokaklarda kalan bir insansa, virüsün biri gider birisi gelir. Komple dünya temiz olursa, tüm dünya merkez bankaları bir sefere mahsus karşılıksız para basarak herkesin insanca yaşayacağı bir dünya inşa etmeliydi. Sağlıklı yaşam koşullarının olduğu bir dünyayı virüslerden arındırmış oluruz.

EKONOMİK KRİZ VE HAYAT PAHALILIĞI TAMAMEN PSİKOLOJİK BİR HASTALIKTIR.

Ülkemizde yaşanan ekonomik krizin toplumsal bir travmaya dönüştüğünü söyleyen Yazar Özdemir, eğitim konusundaki iyileştirmenin ruhsal, ekonomik ve toplumsal bozulmayı iyileştirebileceğini savundu. Özdemir eğitim konusunda şunları kaydetti:

‘’Ekonomik kriz ve hayat pahalılığı tamamen psikolojik bir hastalıktır. Tedavisi de mümkündür. Bu eğitimden başlar. Günümüzdeki eğitim sistemine baktığımız zaman, tamamen çürümüş bir sistemle karşı karşıyayız. Eğitim, donatım, yönetim. Bunların hepsi bir bütündür.  Ağaç yaş iken eğilir. İnsan küçükken eğitilir. Kur’an aşkımıza göre hayat insanlarla şeytan arasında yaşanan bir satranç oyunudur. Her insanın da çocukken bu oyunu öğrenmesi gerekir. Yoksa hayatı yanlış yaşar. Eğitim, donatım, yönetim. Eğitim insanların hayata dair okuyup, yazıp, öğrendiği bir kriterdir. Donatım insanların karakter yapısını ve temel içgüdülerini bilmesiyle meydana gelen bir olgudur. Ben bir robot değilim. Neden yaratıldım? Bunu bilmektir. Yönetim, insanların ailesine, çevresine, komşusuna, akrabasına, devletine, milletine, bayrağına, dünyasına karşı soran ve sorumluluklarını bilmesi ile oluşur.

İÇİNDE VATAN AŞKI OLMAYAN BİR GENÇLİKTEN MEHMETÇİK ÇIKMAZ

Günümüzün gençleriyle konuşuyorum: Kendimi bir gezegende hissediyorum. Günümüz gençleri bırakın savaşa gitmeyi, Hazar Gölü’ne tatile gider. İçinde vatan aşkı olmayan bir gençlikten Mehmetçik çıkmaz. Burada da suçlu gençler değil, onlara hayat bilgisi dersini Kur’an aşkımızı doğru öğretmeyen, günümüzdeki eğitim sistemidir. Buna, eğitim sisteminde Bilge Çocuk Muhammed ile devam edelim. Bilge Çocuk Muhammed isimli bu kitabımızı okuyan çocuklarımız, bir 100 yıl ileriye gidip, tekrar geriye gelecek. Gidip gelirken de eğitilip, donatılıp yönetilerek, gelecek bu eğitim sistemi ile ilgili Milli Eğitim Bakanlığımıza bu kitabı arz ettim. Gerçekten bu üçünü birden öğrenmeyen çocuklar, hayatı yanlış yaşar. Hayatı yanlış yaşayan çocukların gençliği de, yetişkinliği de yanlış olur. Yani şimdi yanlış yaşayan gençler, yanlış eş seçer. Ve ekonomik krizden vurulur. İnsanlar başka alanlarda mutluluğu elinden alındığı için ekonomik kriz, psikolojik sorunlar, aile birliklerimiz, bunların hepsi pimi çekilmiş birer el bombası haline geliyor. Yazık oluyor eşini vuruyor sokakta ya benimsin ya toprağınsın diyor. >Yaşanan her şey toplumsal bir travmaya dönüşmüş durumda.

DÜNYANIN AYARI BUGÜN BOZULMUŞSA, BUNUN ÜÇ AYRI SORUMLUSU VARDIR; İMAMLAR, SİYASETÇİLER VE YAZARLAR

Hem bir yazar hem bir gezgin…Gezdim.. Fikren dünyamızı gezdim, bedenen ülkemizi gezdim. Ülkemize gelen dünyanın herhangi bir ülkesinin 5-10 tane insanı ile görüşürsem, oradaki kültürü de az çok bilirim tabii. Bizim amacımız Türk standartlarına uydurmak. Dünya kontrolden çıkmış. Kutsal kitaplarımız Zebur, Tevrat, İncil.. Hepsinin toplamı Kur’an-ı Kerim. Ters bir yaşam dünyayı almış ve bununla birlikte ülkemizi. Biz kültürümüzü dosdoğru anlatırsak, gençlerimize bu kitapları niye tavsiye ediyoruz? Bu kitapları her ferdin okuyacağı kitaptır. Ama bir lise talebelerimize en çok tavsiyem mühendislik dallarında kaleme aldığımız için, en azından bu kitabı okuyan lise talebelerimiz,  özel dershane yüklerini ailelerin boynuna koymazlar. Kitap reklamı yapmıyorum; ama örnek gösterdiğim için söylüyorum: Dünyanın ayarı bugün bozulmuşsa, bunun üç ayrı sorumlusu vardır. Birincisi günümüzdeki imamlar, ikincisi siyasetçiler, devleti yönetenler, üçüncüsü de biz yazarlar. Bu yüzden herkese görev düşüyor. Bir diğer konu da biz deprem yaşadık. Elazığ olarak, Elazığlı Gakkoşlar olarak çok şiddetli depremler yaşadık. Deprem Kuran’a göre Toprak Ana’nın bize mesajıdır.  Dağların, tepelerin, bayırların vardır. Ey insanoğlu, git yapılarını oraya yap. O düz ovayı tarıma bırak. Biz ne yapıyoruz? Tam tersine, Osmanlı da atalarımız çok uzun yıllar yapıları niye tepelere yaparlardı? Sert zemin olduğu için. Bilim adamları ilimden koptukları için, sadece yüzeysel konuşuyorlar. Düz ovalara, lahana veya sebze ekilecek araziye biz 10 katlı 15 katlı binalar dikersek,  lağım sularımız yetmiyormuş gibi sanayinin asitli tuzlu sularını da o ham toprağa dökersek, orada karstik patlama meydana gelir. Toprak da isyan eder, insanoğlunun isteği ile depreme sebebiyet verir. Bilimsel olarak bakıldığı zaman bunların önüne coğrafi olarak, yapısal olarak geçebilirsek; deprem felaketini teğet geçebiliriz. Kaderin üzerinde bir kader vardır, diyoruz; ama gereğini yerine getirmiyoruz.’’

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım | Osgaka.com