”Yeni akademik yılın yükseköğretim camiamız başta olmak üzere ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Öğrencilerimizin yeni bilgi ve tecrübeler edineceği, hocalarımızın yeni yayın ve araştırma faaliyetleri ile temayüz edeceği bir akademik yıl olmasını temenni ediyorum. Üniversitelerimizin başarılarına inşallah yenilerini ekleyeceğiz. Verimli bir akademik yıl geçirmenizi yürekten diliyorum.
Aynı şekilde, birazdan Yükseköğretim Kurulu 2026 Üstün Başarı Ödülleri’ni tevdi edeceğimiz bilim insanlarımızı ve üniversitelerimizi şimdiden kutluyor, jüri üyelerimize teşekkür ediyoruz.
Tabii sözlerimin hemen başında şunu da ifade etmek istiyorum. Az önce Harran Üniversitemizin Çok Sesli Topluluğu, “Fırat’ın Öbür Yakasında Unuttuklarımız” isimli bir dinleti icra ettiler. Yaşam ve eğitim hakkı ellerinden alınan Gazzeli çocuklara ithaf edilen bu beste bizleri ziyadesiyle etkiledi, çok farklı bir ruh iklimine götürdü.
Bu vesileyle son üç yılda annelerini, babalarını, kardeşlerini, arkadaşlarını toprağa veren; evleri, üniversiteleri, okulları ve eğitim kurumları siyonist soykırım şebekesi tarafından yerle bir edilen, buna rağmen hayat ve haysiyet mücadelesinden, onurlu bir şekilde var olma azminden taviz vermeyen tüm Gazzeli öğrencilere, onların şahsında bölgemizin ve dünyanın dört bir yanındaki mazlum ve mağdurların tamamına ülkem ve milletim adına en güçlü dayanışma mesajlarımı iletiyorum.
Medeniyet maskesi takan barbarlar unutsalar da bizim Fırat’ın öbür yakasındaki çocukları asla unutmayacağımızı, onların daima yanlarında olacağımızı, haklı davalarını her şartta savunacağımızı bugün bir kere daha özellikle ifade etmek istiyorum.
İsrail’in devlet terörünün kurbanı olan, çoğu çocuk ve kadın 74 bin şehidimize Cenab-ı Allah’tan gani gani rahmet niyaz ediyorum.
Kıymetli hocalarım, burada bir hususun altını çizmekte fayda görüyorum. Dün Antalya’da ev sahipliğini yaptığımız 77. Uluslararası Uzay Kongresi’ndeki hitabımda da ifade ettim. Ecdadın sadece astronomi alanındaki çalışmalarına baktığımızda bile bilim tarihimizin derinliğini çok net müşahede edebiliyoruz.
Gerek bilim gerekse medeniyet müktesebatı açısından merkezinde yer aldığımız coğrafya, hakikaten sayısız hazinelerle doludur. Bağdat’tan İstanbul’a, Kahire’den Semerkant’a, Nişabur ve Buhara’dan İznik ve Bursa’ya, buradan Balkanlar’a kadar âlimlerimiz, talebelerimiz, külliyelerimiz ve medreselerimiz çok geniş bir coğrafyayı adım adım ihya etmiştir. Buralarda üretilen bilgi, bu kurumlarda yetişen talebeler eliyle dünyanın farklı ülkelerine, tabiri caizse, ihraç edilmiştir.
Bilhassa Batı’daki üniversiteler, tüzel kişilik statüleri ayrı tutulacak olursa, bizim eğitim ve öğretim metotlarımız ışığında 11. yüzyıldan itibaren tecessüs etmiştir. Yani mensubu ve mirasçısı olduğumuz medeniyet yalnızca bilgi öğretmemiş, ürettiği bilgiyi insanlığın istifadesine sunmuştur.
Bakınız, bunları hamaset olsun diye söylemiyorum. Aksine önemli olanın maziyle övünmek değil, maziden güç almak ve ilham almak olduğunu vurgulamak için söylüyorum. Bugün redd-i miras edenler unutturmaya çalışsa da bizden sonraki kuşakların bu bilinçle yetişmesini sağlamak için bunları hatırlatıyoruz.
Şurası mühimdir: Bizim zihin haritamızda bilginin odağında anlam, anlamın çekirdeğinde ise hakikat vardır. Bilimin hakikate giden yol olarak ele alınması, bu anlayışın yansımasıdır.
Bilgi bu yönüyle derinleşmek, tefekkür etmek, hakikate yaklaşabilmek noktasında inanç ve düşünce dünyamıza yön veren en önemli şahsiyetlerden İmam Gazali’ye atfedilen şu söz, bu yaklaşımın en veciz ifadelerinden biridir: “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inemeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.”
Asırlara sari anlam arayışımızın en temel gayesi, bilginin özüne nüfuz edebilmek, bilgiyi idrak ile buluşturup manayı fehmetmektir. İlmi âlemin baş tacı eden ecdat da işte bu kavrayışla hareket etmiş, ilmi faaliyetleri en titiz şekilde himaye etmeye özen göstermiştir.
Değerli hocalarım, sevgili öğrenciler;
Geçmişte üniversitelerin öncelikli amacı eldeki bilginin aktarılmasıydı. 19. asırdan itibaren mevcut bilginin öğretilmesine ilave olarak araştırma faaliyetleri de ağırlık kazanmaya başladı. Yani üniversiteler bilginin sadece öğretildiği değil, aynı zamanda üretildiği araştırma kurumları haline geldi.
Devam eden süreçte ise “üçüncü misyon” olarak adlandırılan ekonomik ve toplumsal katkı da eklendi. Kısacası bugünün üniversiteleri, var olan bilgiyi öğrencilere aktaran, araştırma faaliyetleriyle yeni bilgilere ulaşan, ulaştığı bu bilgileri de toplumla paylaşıp meselelerin çözümüne katkı sunan kurumlardır.
Bizim de üniversitelerimizden beklentimiz tam olarak bunlardır. Ancak bilhassa yapay zeka teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeler, üniversitelerimiz için bazı alanlarda sınayıcı bir hal almıştır.
GÜNDEM
07 Ekim 2026GÜNDEM
21 gün önceGÜNDEM
07 Ekim 2026
1
ÜLKÜSÜ VE ÜLKESİNE ADANMIŞ BİR ÖMÜR…..İRFAN SÖNMEZ’LE GÜNDEME DAİR..
17700 kez okundu
2
17389 kez okundu
3
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN TÜRKİYE’M…….
12973 kez okundu
4
YAZIKONAK’IN DÜRÜST, GÜVENİLİR SİYASET ÜSTÜ BAŞKANI: HATİF ÇADIRCI…
8003 kez okundu
5
İYİ PARTİ’NİN ADAYI İCRAATE DEĞİL REKLAMINI YAPMAYA ADAY…
7734 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.