Ana Sayfa GÜNDEM, Uncategorized 3 Ekim 2023 1293 Görüntüleme

O KARANLIK TARİHTE NELER OLDU?

Tarihin en karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül 1980 günü askeri cuntanın yönetime el koyması ile birlikte başlayan kabus yıllarca devam etti. Türkiye tarihinin 3. askeri darbesi olan 12 Eylül, dünya tarihine idamlar ve insan hakları ihlalleriyle geçti. Bu tarih üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen acıları ile hatırlanmaya devam ediyor.

 

Birçok insanın işkence görerek hayatını kaybetmesine neden olan darbe sürecinin yaşayan isimlerden biri olan Av. Dr. İrfan Sönmez o dönemde yaşananları HARPUTTİMES Habere anlattı. Dönemin canlı tanıklarından olan ve uzun süre işkence  görerek idam cezasına çarptırılan Sönmez mücadele içinde geçen günlerini ve yaşadıklarını anlatarak o karanlık günlere ayna tuttu…

DARBE 12 EYLÜLDE YAPILDI, AMA ÇOK DAHA ÖNCEDEN PLANLANMIŞTI

“12 Eylül’de ben Ankara’daydım ve firar aranıyordum sokağa çıkma yasağı vardı yanılmıyorsam 2 – 3 gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Asker duruma hakim olduktan sonra sokağa çıkma yasağı akşam saat dokuzdan sonraya kaydırıldı. Yani sabah altıdan, yediden itibaren sokağa çıkabilirdiniz ama akşam dokuzdan sonra sokağa çıkmanız yasaktı. Biz o dönemde acaba  ne oluyor diye merak ediyorduk.

Polis araçlarıyla, askeri araçlarla ekmek dağıtılıyordu. Vatandaş evinde ekmeksiz kalmasın diye ekmek alma gayesiyle dışarı çıkar, dışarıyı kontrol etmeye çalışırdık. Tabii ki bu darbe önceden hazırlanmıştı. Hemşerimiz rahmetli Bedrettin Demirel, 2. Ordu komutanıydı. Darbeden sonra onun bir beyanı oldu. “Biz bu darbeye 1978’de karar vermiştik, şartlar olgunlaşsın diye 2 yıl beklemek durumunda kaldık.” Aslında bu çok ciddi ve çok vahim bir itiraf. Yani Türkiye’de kavgayı bastırmakla görevli olan bir kurumun en üst rütbesine ulaşmış bir komutan diyor ki; biz darbeye 1978’de karar verdik, olgunlaşsın diye bekledik. Olgunlaşmadan kasıt nedir? İnsanlar daha çok birbirlerini öldürsünler, daha çok terör olsun, vatandaş artık asker gelsin diye ikna edilsin, bir noktaya gelsin. Bu Türkiye’ye büyük bir kötülüktür.

Türkiye’de o dönemde 5 binin üzerinde genç öldürülmüştür. Bu gençlerin 4 bini 1978 ile  12 Eylül 1980 arasında öldürülen gençlerdir. Yani 1978’de siz darbe yapsaydınız hem 4 bin  tane gencimiz öldürülmeyecekti, hem de onların ölümüne karışan insanlar hapishaneye gitmeyeceklerdi, hem de onların aileleri yakınları mağdur olmayacaklardı.” dedi.

1978 YILINDA BAŞLAYAN SÜREÇ… SOLCULARIN DA SAĞCILARIN DA ÜZERİNDE BİR İRADE DEVREDE..

Bir bakıyorsunuz 1978’in Mart ayında askeri geleneklere uymayan birdenbire Kara Kuvvetleri Komutanı değiştirildi. Kenan Evren, Ege Komutanlığından bu tarafa getirildi. Dolayısıyla darbeye çok önceden karar verildi. Darbe olgunlaşırsın diye gençlerin birbirini vurması seyredildi, müdahil olunmadı. Hatta bazı yerlerde, bazı büyük çaplı olaylarda, solun da sağın da kapasitesini aşan olaylar oldu. Mesela Taksim’de 1 Mayıs İşçi Bayramı silahla tarandı. Otuzun üzerinde insan öldü. Bunu sağ yapmadı, bunu sol da yapmadı. Bunu 2 tarafın da dışında Türkiye’nin karışmasını isteyen bir güç yaptı. İşte Maraş olayları oldu. Maraş olaylarını ne sol ne de sağ yapabilecek güçte değildi. Onu büyük bir irade kışkırttı. Sol da, sağ da bu iradenin oyununa geldi, tuzağına geldi. Çorum’da aynı şey, mesela Malatya’da. Malatya eski Belediye Başkanı Hamido gönderilen bir bombayla şehit edildi. Bu da solun veya sağın yapabileceği bir şey değildi. Dolayısıyla olayların başladığı yerlerde birileri devreye girip hemen olayları kışkırtıyor. Bir taraftan adam öldürüp o tarafın misilleme mantığıyla diğer tarafın üzerine gitmesini sağlamaya çalışıyordu. İşte ben hukukun üstünlüğü derken bunu kastediyorum. Eğer hukuk üstün olsaydı, askeri, Milli İstihbarat Teşkilatını, polisi denetleyebilecek güçte olsaydı; kimse görevini yapmamazlık edemezdi. Kimse olayların bittiği yerde kışkırtıcılık yapamazdı, gençleri tuzağa düşüremez idi.  Bununla da şunu demek istemiyorum; sokakta hiç ülkücülerle solcular çatışmadılar demiyorum. Bizim çatışmamız sınırlıydı.  Olayları büyüten,darbeye karar veren başka bir güçtü.

DARBE YAPILDIKTAN SONRA NE OLDU?

Darbe yapıldıktan sonra ne oldu?  Mesela Yunanistan, Nato’nun dışındaydı. Kenan Evren’in ve arkadaşlarının ilk yaptığı şey  Yunanistan’ın NATO ‘ya katılmasıyla ilgili vetoyu kaldırıp, Yunanistan’ın NATO’ya girmesini temin etmek oldu. Halbuki biz bunu pazarlık meselesi yapabilirdik. Yine darbe olduğu zaman Amerika Başkanı bir tiyatro salonunda tiyatro seyrediyor, darbenin haberini alınca danışmanları gidip kulağına ” bizim çocuklar Türkiye’de darbe yaptı ” diyorlar.

BİZİM ÇOCUKLAR, AMERİKA YA DA RUSYA’NIN ÇOCUĞU OLMAMALI

Bizim çocuklar Amerika’nın çocuğu olmamalı, bizim çocuklar Rusya’nın çocuğu olmamalı. Bizim çocuklar, bizim çocuklar olmaktan çıktıkları takdirde işte böyle darbelerle karşılaşırız. Dışarıdan desteklenen, dışarıdan beslenen hiçbir hareket bu millete hayır getirmez.  Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na Başbakanlık teklif edildi. ”Dış güçlerin desteğiyle başkalarının yüzüyle gelen, başkalarının oyuncağı olmuş, ben ancak milletime dayanırım dedi. Başkalarının verdiği koltuğa oturmam” dedi. , bunun bedelini hayatıyla ödedi. Türkiye’de satın alınamayacak siyasetçiler varmış. Türkiye milletinin menfaatini şahsi çıkarlarından, siyasi şehvetlerine üstün tutacak siyasetçileri, yöneticileri arıyor.

Türkiye aynı zamanda oy verdiği, peşinden gittiği lideri denetleyecek şuurlu bilinçli bir halk arıyor. Liderler birer yarı tanrı değildir. Liderler  hatasız değildir. Birçoğu hırs küpü gibidir. Birçoğunun hedefi ülkeye hizmetten ziyade ihtiraslarını tatmin etmektir. Eğer bir halk kendilerini yönetenleri tarassut edemiyorsa, denetlemiyorsa o halk hiçbir zaman doğru bir şekilde yönetilemez.

HALK PEŞİNDEN GİTTİĞİ LİDERİ DENETLEMELİDİR

Halkın görevlerinden bir tanesi de yöneticileri denetlemektir. Onların yanlışlarını konuşmaktır. Aynı şekilde basının görevlerinden bir tanesi de kamu adına denetim yapmaktır, vatandaşı bilgilendirmektir. Vatandaşın, kamunun menfaatlerine aykırı şeyler olduğu zaman bunu teşhir ederek toplumun tepkisini harekete geçirmektir. Onları seferber etmektir. Maalesef Türkiye’de öyle bir siyaset anlayışı yaygınlaştı ki;  hırsız bizdense vatandaş alkış çalıyor. Rüşvetçi bizdense, vatandaş alkış çalıyor, yolsuzluk yapan bizdense, vatandaş alkış çalıyor. Biz ”ne zaman hırsız bizdense ben bizden değilim” diyebilirsek, Türkiye’yi o zaman düzeltiriz. Bugün herkes ekonomik sıkıntıdan şikayet ediyor, pahalılıktan şikayet ediyor. İyi de siyaseti değiştirmekle görevli olan vatandaştır. Dolayısıyla biz hepimiziz. Dolayısıyla vatandaş denetim görevini yerine getiremiyorsa, şikayet etmeye de hakkı yoktur. Vatandaş yönetenleri tarassut edemiyorsa, gereğini yapamıyorsa şikayete hakkı yoktur. Yani Kur’an ‘neye layıksanız, öyle yönetilin’ diyor. Biz değişmesek, Allah bizim halimizi değişmez. Biz değiştireceğiz. Önce kendimizi değiştireceğiz, sonra da siyaseti değiştireceğiz.

NE ZAMAN BEKA DİYENLERİN ÇOCUKLARI SİZİN ÖNÜNÜZE GEÇERSE, O ZAMAN BİLİN Kİ VATAN TEHLİKEDE

Temennim Türkiye’de bir demokrasi kültürünün yerleşmesidir. Temennim siyasetin bir hasımlaşma, düşmanlaştırma aracı haline getirilmemesidir. Alevi de bizimdir, Sünni de bizimdir. Türk de bizimdir. Kürt de bizimdir. Bu milletin ortak adı Müslüman Türk Milletidir. Biz herkesin inançlarına, herkesin hassasiyetlerine saygı göstermeliyiz. Bunu yapmadığımız takdirde, ‘benim partime oy vermeyen kafir, benim partime oy vermeyen düşman, benim partime oy vermeyen hain’ dediğimiz müddetçe bizim 2 yakamız bir araya gelmeyeceği gibi, bu ülkenin de 2 yakası da bir araya gelmez. Hep kavga ettik, hala da ediyoruz. Ben 12 Eylül’ü yaşayan. 1971’de yaşım küçük olsa da bunu idrak eden, 15 Temmuz’u yaşayan, Türkiye’nin son 50 yıldaki siyasi olaylarını hem okuyan, hem yaşayan birisi olarak gençlere şunu söylüyorum;

“Vatan tehlikede, vatanın bekası, Türkiye’nin bekası, ‘hadi sokağa’ diyen insanların oyununa gelmeyin. Ne zaman kendi çocukları sizin önünüze geçerse o zaman anlarsınız ki; vatan tehlikede. Ben 10 buçuk sene hapis yattım. Türkiye’nin cezaevlerinin çoğunu gördüm. Bunların hiç bir tanesinde milletvekili çocuğu yoktu,  bunların hiçbir tanesinde liderlerin çocuğu yoktu, bunların hiçbir tanesinde siyasi partilerin yönetim kademesinde olanların çocuğu yoktu. Vatan tehlikede, ama kendi çocukları hep cam bir fanusun içerisinde korumada. Ama fakir fukaranın çocuklarını vatan tehlikede abi sokağa çık. Onun için sokak, hiçbir problemi çözmüyor. Biz bunu yaşayarak öğrendik. Gençlerimiz de bunu yaşamadan öğrensinler. İlla her şey yaşamaya gerek yok. Türkiye demokrasiden vazgeçmemeli. 12 Eylül’de bu millete kötülük yapılmıştır. 15 Temmuz da bu millete kötülük yapılmıştır. Ama darbeyi istismar ederek, Türkiye’yi ancak bir darbe sonucu yapılacak düzenlemelere götürenler de Türkiye’ye kötülük yapmıştır ve hala da yapmaktadırlar. Bunların hepsi de yanlıştır.”

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım | Osgaka.com