14 Şubat 2026 Cumartesi
BAŞKAN ŞERİFOĞULLARI’NDAN, ELAZIĞ İLE HAN YUNUS ARASINA GÖNÜL KÖPRÜSÜ
Cezmi Orkun yazdı...Neler gördük neler....
Semih Işıkver'den Elazığspor’a Dev Prim Desteği: “Bizler İnandık, Siz de İnanın!”
Av. Dr. İrfan Sönmez'in kaleminden...Ahde vefa ve parti değiştirmek
Букмекерская Контора «париматч»: Обзор Компании И Ее Особенностей
Mustafa Gümüş Özbay'ın Kaleminden.....
NELER GÖRDÜK, NELER!…
Değerli okurlar, söylemesi kolay tan 23 yıldır iktidar olan ancak bir türlü muktedir olamayan AKP iktidarı ve koşulsuz destekçileri sayesinde neredeyse her gün “bu kadar da olmaz” demeniz yanında, 40 yıl düşünsem bunu söylemeleri aklıma dahi gelmezdi dediğiniz olaylara şahit oldunuz. DOĞRU söylemlere kulak vermezken algı ve manipülasyona dayalı söylemlere kulak kabarttınız. Sonuçta ne elde ettiniz? yoksulluk ve açlık çeken insanlar topluluğu, taciz-tecavüz ve istismar edilen kadınlar ve çocuklar topluluğu, seçimlerde çıkarları için 1 paket makarnaya muhtaç dilenci konumuna itilen topluluk, devletin temeli hukuk- hukukun temeli Adalet’in sadece saray ve eşrafı için uygulandığı bir yargı, sözde yasama adına görevi sadece parmak kaldırmak olan 600 vekilin yer aldığı TBMM, emekliler başta olmak üzere tüm emekçilerin haklarının gasp edildiği, bu hakların Suriyeliler için kullanılmasını sağlayan bir ucube sistem.
Faiz lobilerine para aktarmak için cumhuriyet kazanımı olan tüm istihdama dayalı üretim tesislerini yok pahasına elden çıkaran bu zihniyet bir de geçmiş dönemi “eski Türkiye” deyip eleştirerek kendi başarısızlığını örtme çabaları içeren “yeni Türkiye” dedikleri bir algı ortamı oluşturdu. Oysa, Cumhuriyeti kuran “Buğday satarak fabrika kuran eski Türkiye” yönetimi idi, “Yeni Türkiye” masal dünyasında “fabrika satarak buğday ithal(alacak) eder hale getiren” ise 23 yıldır iktidar olan AKP ve koşulsuz destekçileridir. Ülkemizi bu hale getiren sizlere “Eski Türkiye kadar taş düşsün başınıza” demek DOĞRU olmaz mı?
Siyasi çıkar elde etmek için, dün terörist dediğiyle bugün sanki terör varmış gibi “Terörsüz Türkiye” yalanıyla aynı safta yer alıp ülkemiz insanlarını ayrıştırmanın yanında vatandaşlarımızı manipüle eden (ki bu bir suçtur) mevcut iktidar liyakat yerine sadakat ekseninde atamalarını aralıksız sürdürüyor. Göreceksiniz olası bir seçim öncesi siyasi çıkarlarına alet edeceği kaynak yok diyerek yoksulluğa ve açlığa mahkum ettiği vatandaşların maaşlarında bir artışa gidecektir. Yeni gaz keşifleri açıklanacak, savunma amaçlı kara-hava ve deniz taşıtlarını yerli olarak imal ettiklerini açıklayacaklardır. Özetle geçmişte olduğu gibi gelecekte de siyasi çıkarları için yalanlara dayalı algı operasyonları ile vatandaşları manipüle edeceklerdir. Bizden uyarması..
Değerli okurlar, “neler gördük” derken aslında mevcut AKP iktidarının uygulamalarına baktığınızda gördüğümüz “mantık ve yasalar” açısından uygun olup olmadığına baktığınızda kendi yasalarını yine kendi mantıkları doğrultusunda uyguladıklarını gördük. Gördünüz değil mi? Ana muhalefet partisi CHP ve diğer muhalif partilere baktığınızda yaptıkları eleştirilerin iktidarın lehinde sonuçlar doğurduğunu gördük, görüyoruz. Yeri gelmişken iktidarın bu davranışlarına mizahi açıdan bakalım. Fıkra bu ya;
Üniversitelerin birinde, bir hukuk profesörünün 21 yaşındaki Mehmet adlı öğrencisi hariç diğerleri geçer not alıp başarıyla mezun olmuşlardır. Mehmet bir gün sonraki sabah okula gelir ve hocasının yanına giderek hocam “okulumu bitirebilmem için maddi durumu iyi olmayan ailem her türlü fedakarlığı yaptı. Mezun olamazsan çok üzülecekler. Size yalvarıyorum notumu yükseltip beni mezun etmeniz için size yalvarıyorum” der. Bunun üzerine hocası, “hayır kesinlikle böyle bir şey yapmam. Çünkü bu isteğin hem etik kurallara hem de yasalara aykırı”. Ayrıca; “bir hukuk profesöründen böyle bir talepte bulunman hem yasalara, hem de mantığa ters” diye cevaplar. Bunun üzerine Mehmet, “peki hocam size tamamen gerçek ve tamamen hukuka dayalı bir sorumun cevabını bilemezseniz, benim notumu A olarak değiştirir misiniz?” der. Profesör kendisinden emin basit bir üniversite öğrencisinden gelebilecek herhangi bir hukuk sorusuna kesinlikle yanıt verebileceğini düşünerek, “tamam anlaştık, sor bakalım sorunu” der. Mehmet “gerçek bir vaka düşünün ki, mantığa ters ama yasaya uygundur. Aynı zamanda yasaya ters ama mantığa uygundur ve yine hem mantığa hem de yasaya terstir.” Sorusunu sorar.
Profesör düşünür, düşünür ve Mehmet’ten bir gün izin ister. O arada profesör meslektaşlarına danışır ama kimse bu soruyu cevaplayamaz. Bunun üzerine öğrenciye “A” vererek hukuk fakültesinden mezun eder.
Profesör, okulun son günü sınıfta tüm öğrencilerine veda etmeden önce bir soru soracağını söyler ve Mehmet’in kendisine sorduğu soruyu sorar. Sınıfın neredeyse tamamı ellerini kaldırır. Bu duruma şaşıran profesör, öğrencilerden birine soruyu yanıtlaması için işaret eder. Öğrenci ayağa kalkar ve başlar açıklamaya: “hocam, siz 75 yaşındasınız ve 20’li yaşlarında çok güzel bir kadınla evlisiniz, bu mantığa ters ama yasaya uygundur. Eşiniz sizi 21 yaşında bir erkekle aldatıyor, bu yasaya ters ama mantığa uygundur. Siz bu 21 yaşındaki erkeğe mezun olabilmesi için ‘A’ notu verdiniz, işte bu hem mantığa hem de yasaya terstir” der.
Der.
Öyle ya, uygulamaları şaibelerle dolu iddia makamında olan birini, karar vericilerin başına getirmeniz “mantığa ters yasaya hem uygun hem ters”, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine karşı durması yanında vatan hainlerinin mezarı başında dua eden ve bu haini şehitlik gibi kutsal bir makama layık gören birinin güvenlik birimlerinin başına atanması yine “mantığa ters, yasaya hem uygun hem ters”. Sonuç olarak liyakatin esas olduğu bir yönetim için bu her iki atama kararı “mantığa ve yasaya terstir.” Geçmişte de benzer olayları gördük, bugün de görüyoruz. Daha neler göreceğiz demek yerine gördüklerimiz bize yeter deme zamanıdır.
Değerli okurlar. “Neler gördük, neler!” başlığında anlatmaya çalıştığım olayları unutmayalım ve gençlerimize anlatalım. Anlatalım ki, ülkemizin aydınlık geleceğini görmelerinin teminatı olalım.
Emperyal güçlerin emrinde kara bulutlarla kaplı bir Türkiye mi?, güneş ışıklarının aydınlattığı, bağımsız ve bağlantısız bir Türkiye’mi? karar sizin… DOĞRU PARTİ olarak bizler sizleri aydınlık Türkiye için “aynı çatı altında olmasa dahi” ulus devlet, üniter yapının korunması adına birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz. Neler gördük, görüyoruz söylemini “NELER OLDUĞUNU GÖRDÜK” hepsi hikaye diyerek cevaplamış olun.
Değerli okurlar, önceki iki yazımda geleceğin stratejik ürünlerinden olan BOR madeninin denetim ve kontrolünü elde etmek isteyen küresel güçlerin, ülkemizde günümüz siyasi iktidarının zafiyetleri, ekonomik çöküşün önlenememesi ve sosyal yapının bozulması ekseninde her türlü provokasyonları yapacaklarını belirtmiştim. Öncelikle belirtmek isterim ki, DOĞRU PARTİ olarak bizler yapılan hizmete değil, hizmetin ülkemiz ve milletimiz menfaatleri doğrultusunda olup olmadığına bakıyoruz. Mesela, Akkuyu NGS projesine bu açıdan baktığımızda Akkuyu’ya alternatif olacak daha uygun ve katma değeri yüksek çözümleri görmek adına bu yazımda da neden “ …., değil de Toryum” sorusuna cevap olacak adımları ele alalım.
Nükleer santrallerde yakıt olarak kullanılan Toryum, korozyona karşı dayanıklı, suda çözünmez, toz halinde iken kolayca yanma özelliklerine sahip olması ve rezerv zenginliği de dikkate alındığında ülkemizin enerji ve ekonomik sorunlarının çözülmesine katkı sağlayacak stratejik bir üründür. Ergime noktası:1.750 oC, Kaynama noktası: 4.000 oC’dir. Dünya Toryum rezervinin %20’si ise Türkiye’de olup MTA’ya göre kanıtlanmış Toryum rezervimiz 880 bin tondur. OECD ve UAEA tarafından, Türkiye’deki Toryum rezervinin Hindistan’dan sonra ikinci büyük rezerv olduğu ve bu rezervlerin; Eskişehir-Sivrihisar, Isparta-Aksu ve Malatya-Hekimhan bölgelerinde bulunduğu teyit edilmiştir. 1 ton Toryumdan elde edilen enerji, 200 ton Uranyumdan ve 3.5 milyon ton kömürden elde edilen enerjiye eşdeğerdir.
Günümüzde Toryum; Nükleer teknolojisinde ve Yakıt kaynağı olarak da havacılık ve uzay teknolojisinde kullanılmaktadır. Nükleer santrallerde %95 Toryum ve %5 Uranyum karışımı kullanılması halinde açığa çıkan atıkların miktarı ise Uranyum kullanılması durumda açığa çıkan atıklardan 20 kat daha az olması, çevresel açıdan önemli bir risk oluşturmamaktadır.
Böylece, Toryum yakıtlı nükleer sistemlerin, Uranyum yakıtlı reaktörlere göre daha güvenli olması, hızlandırıcı sürümlü reaktörler sayesinde oluşan atık miktarının çok daha düşük olması ve uranyum yakıtlı reaktörlerden alınan atıkları yakmak için de kullanılabilir olması önemli bir avantajdır. Ayrıca mevcut Uranyum rezervlerinin yakın gelecekte tükeneceği, oysa; Toryum rezervleri insanlığın enerji ihtiyacını bin yıllar boyunca karşılayabilir miktarda olması, yakıt olarak Toryum’un kullanılmasını gerektirmektedir. Ülkemizin kurulu gücüne eşdeğer NGS kurulmuş olsa idi: 7300 ton olan uranyum rezervimiz ile bunun ikamesi 1 yıl dahi karşılanamazdı ama 880 bin ton olan Toryum rezervimiz ile 13000 yıl yeterli olacağı teorik olarak bilinmektedir.
ABD, AB, Çin ve Hindistan başta olmak üzere birçok ülkede; Toryum’un yakıt olarak kullanımına yönelik MSR (Molten Salt Reactor- Erimiş Tuz Reaktörü) teknolojisi ile çalışan reaktörler günümüzde enerji üretiminde prototip olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu ülkelerin, Toryum stratejisi varken, Toryum rezerine sahip ve bu madeni enerji sektöründe değerlendirmeye ihtiyaç duyan Türkiye’nin, bu alanda belirlenen bir stratejisi yok. Oysa, Toryum’un geleceğin nükleer enerji santrallerinde yakıt olarak kullanımı, ülkemiz ekonomisi için önemli bir katma değerdir.
DOĞRU PARTİ’nin yönetimde söz sahibi olması durumunda, başta ABD ve Japonya olmak üzere üst düzey nükleer teknolojilere sahip ülkelerle iş birliği yapacak ve hızlandırıcı sürümlü Toryum yakıtlı sistemlerin gelişmesine azami düzeyde katılım ve destek sağlayacağımız bir Toryum stratejisi uygulanacaktır. Türkiye’nin cari açığının artışındaki en önemli neden; Enerji kaynaklarının ve İleri teknoloji ürünlerinin ithal edilmesi olduğunu biliyoruz.
Sonuç olarak, Akkuyu Nükleer santralinde hammadde olarak ülkemizin Uranyum kaynaklarından yararlanılacağı sadece koca bir yalandır. Sonuçta Akkuyu Nükleer santralinin çalışabilmesi için gerekli Uranyum başta Rusya olmak üzere diğer ülkelerden ithal edilecektir. Yani yine dışa bağımlılık devam edecektir. Bu nedenle DOĞRU PARTİ olarak bizler “Uranyum Yakıtlı NGS’ye HAYIR, Toryum yakıtlı NGS’ye EVET” diyoruz.
Değerli okurlar, Bloomberg haber ajansınca, AKP iktidarının 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü be bazı ücretli otoyolların işletme haklarının satışı için İngiltere merkezli Ernst & Young şirketini yetkilendirdiği iddia edildi. Yeni tesisler kurmak yerine milletin olan zenginliklerimizi satarak elde edilen gelir belli ki yine faiz lobilerine akacak… Yazık gerçekten çok yazık… Milletimize ait olan bir başka zenginliğimiz ise madenlerimiz.. Bu zenginliklerin içinde olduğu kuruluş da Erdoğan’ın başkanlığını yaptığı TVF uhdesinde! Lütfen uyanın artık eyyy MİLLET. Ülkemizin her alanda bağımsızlığının teminatı olan stratejik özellikli BOR, TORYUM ve TRONA gibi varlıklarımıza sahip çıkmanın zamanı gelmedi mi?
Ülkemizin kendi imkanlarıyla yapılan köprüler ve otoyolları satışa çıkaran günümüz AKP iktidarı ilk fırsatta stratejik özelliklere sahip bu madenleri uhdesinde barındıran eti maden işletmelerini de satışa çıkaracağı asla unutulmamalı ve toplumun her kesimi bu anlayışa karşı duyarsız davranışları bırakarak hiç değilse bu konuda duyarlı olmalı. Özetle; Ülkemiz geleceğinin, Küresel Güçlerin eline geçmesine izin vermemek için, yasal koruma altındaki stratejik özelliklere haiz BOR ve TORYUM gibi madenlerin devletimizin denetim ve kontrolünde üretilmesi, işletilmesi ve pazarlanmasına sahip çıkmak hepimizin MİLLİ GÖREVİ olmalıdır.
Değerli okurlar, bir önceki yazımda ülkemiz kalkınmasına katkı sağlaması ve ekonomik bağımsızlığımızın temelini oluşturacağına inandığımız BOR madeni politikasında hangi adımlar atılması gerektiğini açıklamaya çalıştım. Bu konudaki ısrarımızın nedeni ülkemiz dünyada en büyük BOR rezervine (%73) sahip ikinci ülke olması ve bu madenin yeni teknoloji için stratejik önemde olmasıdır. Öyle ki, 1978 yılında çıkarılan 2172 sayılı “Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanun” ile içerisinde yer alan tüm “BOR ve TORYUM” sahaları Etibank’a devredilerek kamulaştırılmıştır. Daha sonra 10.06.1983 tarihinde kabul edilen ve amacı; “2172 Sayılı Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanun” ile kamu kuruluşlarına devredilen maden haklarını yeniden düzenleyen 2840 nolu kanunun “Devlet eliyle işletilecek madenler “ başlığı altında 2.maddesi ile;
“MADDE 2. BOR tuzları, TRONA (tabii soda), ASFALTİT, URANYUM ve TORYUM madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır. Bu madenler için 6309 sayılı Maden Kanunu gereğince gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine verilmiş olan ruhsatlar iptal edilmiştir.” üçüncü şahıslara devredilemez olduğu yasal güvence altına alınmıştır.
Günümüzde BOR ve TORYUM gibi stratejik özellikli madenlerimizin üretim ve işletmesi, başkanlığını AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın yaptığı TVF uhdesinde yer alan “ETİ Maden İşletmeleri” tarafından yapılmaktadır. Ancak; bu madenlerin, katma değer ürünleri elde etmeden hammadde olarak satılması nedeniyle heba ediliyor. Neden mi?
Günümüz teknolojisinde üretim fazlası enerjinin depolanması mümkün değil ancak, Bor madeninin HİDROJEN DEPOLAMA özelliği gelecekte fazla enerjinin depolanmasını sağlayacaktır. Dünyanın 2030 sonrası yıllarda elektrikli ve hidrojen gücü ile çalışan motorlara geçiş yapılacağı öngörüsü, Küresel güçlerin ilgisinin bu madene yönelmelerinin nedenini ortaya koymaktadır.
Çeyrek asırdır iktidarda olan AKP iktidarı ise her alanda olduğu gibi emperyal devletlerin etkisinde kalarak kalıcı bir BOR Politikası oluşturamadı. Tam tersi bu stratejik madenlerin üçüncü şahıslara devri için her yolu denemeye devam ediyor. Şöyle ki;
AKP iktidarınca son yıllarda 2840 sayılı yasada bazı düzenlemeler yapılması gündeme getirilmekte ancak nihai karar aşaması ertelenmektedir. Yasada yapılması önerilen değişiklikle, bor rezervlerinin ve üretim tesislerinin özel sektör tarafından işletilmesi sağlanacaktır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulu tarafından imzalanmasını takiben Başbakanlığa iletilen 2840 sayılı kanunda değişiklik yapılmasına dair teklif 5.Mart.2012 tarihinde Başbakan’ın imzasıyla TBMM Başkanlığı’na iletilmiştir. Söz konusu teklif hala geri çekilmiştir…
Bu değişiklik teklifi; 2840 sayılı kanunun mevcut 2. maddesine “bu madenlerin üretilmesi ve zenginleştirilmesi, ticari, teknik ve ekonomik sebeplerle ürünün mülkiyeti ruhsat sahibinde kalmak üzere 4734 sayılı KİK (Kamu İhale Kanunu) hükümleri çerçevesinde ihale edilmek suretiyle üçüncü şahıslara gördürülebilir” eklenerek yeniden düzenlenmiştir. Gerekçesi ise;
“Uygulamadaki bir takım farklılık ve tereddütleri gidermek, Bor*Uranyum ve Toryum madenlerinin üretim ve zenginleştirme aşamasında günün teknolojisine uygun üretim yöntemlerinin uygulanabilmesini sağlamak ve üretim maliyetlerini düşürebilmek için bir kısım işlerin hizmet alımı yoluyla gerçekleştirilmesine imkan tanınmak” şeklinde izah edilmektedir.
En büyük doğal rezervine sahip olduğumuz BOR madeninin gözlerden uzak tutulan bir yasa değişikliği ile sessizce yeniden gündeme getirilmesi, ülkemizde küreselleşme ve liberalleşme rüzgarları altında özelleştirilmemiş tek alan olan BOR ve TORYUM gibi madenlerimizin küresel tekellere devredilmesi sonucunu doğuracaktır.
AKP, bu yasa değişikliği ile BOR üretiminin özel sektör eliyle yapılmasının önündeki engelleri kaldırmakta ve özel sektörün üreteceği BOR katma değer ürünlerine de devletçe alım garantisi vermektedir. 2840 sayılı yasada yapılmak istenen bu değişiklik ile BOR ve TORYUM madenlerinin üretiminin özel sektör eliyle yapılmasının önünde hiçbir engel kalmayacak teklifinin yasalaşması halinde, diğer özelleştirmelerde olduğu gibi BOR madeni içinde “işletme hakkının devredilmesinin” yolu açılacak ve yıllardır yapılamayan “bor madenlerinin özelleştirilmesi” gerçekleşmiş olacaktır.
Değerli okurlar, AKP iktidarının bu ısrarı neden?, NEDEN “…… değil de BOR!…” Çünkü; ABD’nin, sahip olduğu ve 130 yıldır işlettiği BOR rezervlerinin tükeniyor olması sonucu küresel güçler; geleceğin enerji kaynağı olarak görülen ve tıptan uzay teknolojisine kadar her alanda kullanılmakta olan ülkemiz BOR yataklarının sahibi olmak istemektedir. Bunun için küresel güçler, geliştirecekleri yeni politikalar ile ülkemiz üzerinde her türlü provokasyonlar yapmaya devam edeceklerdir. Türkiye TÜRK milletinindir. Zenginliklerimize sahip çıkmak da Türk milletinin ilk ve en önemli görevidir. DOĞRUsu bu… 6.Şubat.2026
Türkiye, dünyadaki bor rezervlerinin çok büyük bir kısmına sahip (genelde yüzde73 bandı diye anılır) ikinci ülke olup rezervin büyük bir bölümü Eskişehir, Kütahya, Balıkesir eksenindedir. TVF portföyünde yer alan “ETİ MADEN” işletmelerinin uhdesindedir. Enerji depolama özelliğine sahip BOR, Dünyada lityum, katı hal bataryalar, Nükleer enerji(kontrol çubukları), savunma sanayi(zırh, roket yakıtları), Cam-seramik ve yarı iletkenler gibi yüksek katma değer ürünleri üretilirken bu teknolojik alt yapıya sahip olmayan ülkemiz, Bor madenini hala hammadde olarak satmaktadır. Yani Rezerv bizde ancak para başkasında durumu. Oysa, Türkiye “maden satan ülke değil, teknoloji tedarikçisi olmalı” ki, geleceğin teknolojik kaynaklarından biri olan BOR madeni Almanya, Japonya ve ABD için değil ülkemiz için enerji ve savunmada oyun kurucu olması yanında katma değer sağlamalı.
Değerli okurlar BOR madenini stratejik, politik ve ekonomik açıdan ele aldığımızda ülkemiz için neden hayati önemde olduğuna bakalım. Bor, Türkiye’nin sahip olduğu ve küresel pazarda tekel gücü olan yeraltı kaynaklarımızdan biri olup jeopolitik koz olacak düzeydedir. Ancak, hammadde olarak yabancılara 1 birim sattığımız bor, o ülke için 20 birim katma değer yaratıyor ve bu dış ülkelere yarıyor. Eğer “hammadde satarak zengin olunsaydı Afrika ülkeleri dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırdı” gerçeğinden hareketle çözüm, BOR’u değil BOR teknolojisinin katma değer ürünleri olarak satmaktır. Bunun için de devletin denetim ve kontrolünde, teknoloji transferi yapacak şekilde iş birliği yapılmalıdır. Özetle; koşullu stratejik ortaklık ile zorunlu teknoloji transferi ortamı yaratılmalıdır. Ancak; başta ABD olmak üzere emperyal devletler, orta doğu enerji kaynaklarında olduğu gibi ülkemizde zengin rezerve sahip olduğumuz BOR madeninin de kontrol ve denetiminin kendilerinde olmasını ister. Bunu önlemenin yolu ise siyasi iradeden geçer. Ancak günümüzde bu siyasi irade henüz yok…Bu konuda DOĞRU PARTİ olarak önerimiz; duygular değil “DEVLET AKLI” gereği iktidarlar değişse bile bozulmayan orta ve uzun vadeli değişmez bir bor politikası ile katma değer ürünlerinin üretilmesi hedeflenmelidir. Bu hedefe ulaşmak için;
Ülkemizin kontrol ve denetiminde ortaklık, olmazsa olmaz Patent paylaşımı / kullanım hakkının bizde olması şartı, Zorunlu mühendis yetiştirme ve Ham BOR ihracatını yasaklama. Bunlar yapılmazsa, günümüzde olduğu gibi; yerli iş birlikçiler üzerine kurulmuş bu sistemde, “amaç kritik kaynakları korumak değil, mevcut güç dengelerini sürdürmek” üzere kurgulanıyor. Vatandaşlar ise çoğunlukla güç peşinde olduğu için, iktidarın BOR ve benzeri madenlerin kaynak politikaları konusunda bir tartışma ve sorgulamaya katılmıyor.
Sonuç: stratejik kaynaklar, uzun vadeli plan yerine kısa vadeli çıkarlarla yönetiliyor ve birilerine peşkeş çekiliyor. “Kısa günün karı” bu olsa gerek ki, tam bağımsız bir ülke olamadık, olamıyoruz. Bu sistem değişmeden, BOR madeni hep “dış güçlerin gözünde değerli, bizde yarı kullanılabilir” kalır. Bu durum ülkemizin kaderi olmamalı ki, Ulu önder Atatürk “Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz” sözü ile Ekonomik kalkınmanın “Türkiye’nin hür ve bağımsızlık idealinin bel kemiği” olduğunu ifade etmiştir.
Değerli okurlar, Ekonomik kalkınmada önemli bir faktör de BOR ve TORYUM gibi zengin maden kaynaklarımızın varlığıdır. Atatürk “Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.” Sözünü ilke kabul eden DOĞRU PARTİ temsilcisi olarak, bu konuda önemli bir kaynak olan BOR madeni politikası hakkında ne düşündüğünü sorduğum yapay zeka, özetle; DOĞRU BOR politikasını bir masa olarak ele aldığınızda ayakların her birini kapsamına alan “1.siyasi irade + 2.halk + 3.Ar-GE oluşturma + 4.teknolojik iş birliği” olmak üzere 4 ayak olarak cevapladı.
Buna göre; bu ayakların hepsinin birlikte olması gerçekçi bor stratejisini oluşturur. Ayaklardan biri eksik olursa o masa devrilir. Öyle ya aklın yolu bir… bizlerin de ısrarla önerdiğimiz bu politikayı daha net analiz edebilmek için düzenlenen “BOR stratejisi tablosu” incelemeniz için EK liste olarak aşağıdadır. Bu tablo incelendiğinde; BOR rezervimizin zenginliğine karşı stratejik gücü elde tutan bir politikamız olmadığı görülecektir. Yani, ayakları eksik bir masa var ama devrilmiş bir masa. Ekonomik bağımlılık devam ediyor. Türkiye için tam bağımsızlık ise günümüz siyasi iradenin devamı halinde sadece ve sadece hayal olur.
EK: TÜRKİYE BOR STRATEJİSİ TABLOSU
| Ayağı / Unsur | Amaç / İşlev | Mevcut Durum | Risk / Eksik | Önerilen Adım |
| Siyasi İrade | Uzun vadeli bor stratejisini korumak; kısa vadeye teslim olmamak | AKP iktidarı kısa vadeli döviz getirisine odaklı | Stratejik bağımsızlık tehlikede; politik değişikliklerde plan bozulabilir | 20–30 yıllık bor politikası; değişmez hedefler, kritik kararlar devlette |
| Halk Bilinci | Stratejik önemin anlaşılması, kamu baskısı ile destek | Düşük; vatandaşlar genellikle güç figürlerine tapıyor | Kamuoyu baskısı yok, denetim ve kontrol yok | Eğitim, medya ve farkındalık kampanyaları; stratejik kaynak bilinci sağlanmalı |
| Yerli Ar-GE ve İnsan Gücü | Katma değerli ürün ve teknoloji üretimi | Sınırlı; bazı üniversite projeleri var ama yeterli değil | Teknoloji transferi çoğu zaman tek taraflı kalıyor | Patent odaklı Ar-GE, mühendis yetiştirme, üniversite-sanayi entegrasyonu |
| Koşullu Yabancı
İş birliği
|
Teknoloji transferi ile üretim kapasitesi artırmak | Yok, genelde kişisel çıkar odaklı | Katma değer yabancılara peşkeş çekiliyor. | Ortaklık sadece kontrol bizdeyken; patent & lisans paylaşımı; zorunlu mühendis yetiştirme, ham bor ihracatını yasaklama |
ŞÜKÜR, NE İÇİN?
Değerli okurlar, AKP Genel Başkanı Erdoğan, 2021 yılında katıldığı İlim Yayma Vakfı’nın “İlim Yayma Ödülleri” töreninde, faize ilişkin karara işaret ederek “Neymiş efendim faizleri düşürüyormuşuz. Benden başka bir şey beklemeyin. Bir Müslüman olarak NAS neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim.” Hüküm bu. “Nas ortada, sana bana ne oluyor? olaya buradan bakacağız ve adımımızı ona göre atacağız” açıklaması sonrasında faiz ve enflasyon aldı başını gitti. Devamında saray ve eşrafı ile yandaş/paydaşlar kasalarını doldururken milletin yoksullaşmasının günahını Kuran’a yüklemeye mi çalışıyorsunuz? Yalan ve türevleri Kuran’da 280 yerde var ve yasaklanmıştır.
Milletimizi 23 yıldır yalanla aldatan AKP, bu ayetleri “nas saymıyor mu?” Yani, dini kendine yorumlayarak bilim dışı hurafelerle sorunlara çözüm bulunacağını zannediyor, ya da algı yaratmak istiyor. Oysa; Bilim insanları, Hazreti Muhammed(sav) döneminde yasaklanan RİBA ile günümüzdeki faizin birbirine denk olmadığı, Kuran’ın o dönemde bilinmeyen “banka faizlerini değil, tefeciliği yasakladığı“ ifade edilmektedir. Buna rağmen “NAS var NAS” diyenlere sorarım Faizin yüzde 15’i haram da yüzde biri helal mi? cevabınız hayır ise faizi sıfırlayın o zaman…
Gelelim İttifakın koşulsuz destekçisi kumar masasında kumar oynarken görüntülenen MHP Aydın İl Başkanı Haluk Alıcık’ın açıklamasına. Emekli maaşlarıyla ilgili olarak Alıcık, “Ben şundan çok rahatsızım. Bu millet haline şükretmiyor, iki para ile ilgili beklentileri çoğalıyor. Bu şükürsüzlüğün devam etmesi halinde memleketin sonu olmasından korkuyorum” dedi. Zihniyette de ittifak var. Dini argümanları saptırarak aynı zihniyeti devam ettiriyorlar. “Al birini, vur ötekine” demekten başka söz yok galiba.
Değerli okurlar, vatandaşlar sosyal-siyasal ve ekonomik alanların tamamında büyük bir çöküntü içinde. Şükretmeleri için, eksik olan metaya ulaşmaları ve elde etmeleri gerekir. Yani, huzur ve mutluluğu yok edilen bu insanlar ne için şükredecekler. Elde avuçta olmayınca şükredin diyenler gibi kumar masalarında mı yer alsınlar. Millet neye, ne için şükredecek;
Her gün yapılan zamlar için mi?, samanı dahi ithal eder duruma getirdikleri için mi?, çocuk ve kadın istismarlarına sessiz kalındığı için mi?, gençlerin ülkemizi terk etmesi sonucu yaşanan beyin göçü arttığı için mi?, yolsuzluk-yasaklar ve yoksulluk kalıcı hale geldiği için mi?, ülkemiz uyuşturucu ve kaçakçılık merkezi olarak anıldığı için mi?, toplumun ortadan bölünerek sen ben diye ayrıştırıldığı için mi?, eğitim orta çağ zihniyetine gerilediği için mi?, sağlık hizmetleri sadece parası olanlara verildiği için mi?, yandaş ve paydaşların milyar liralardan oluşan borçları silindiği için mi?, emekçi ve emeklileri açlığa mahkum ettikleri için mi?,
Elektrik ve doğalgaz şirketlerine kaynak sağlandığı için mi? esnaflar siftahsız kepenk kapattıkları için mi?, elektrik ve doğalgaz faturalarının kabarıklığı için mi?, çiftçilerin emeklerinin karşılığını alamadıkları ve bu nedenle üretimden vazgeçtikleri için mi?, zengin rezerve sahip madenlerimizin birilerine peşkeş çekilmesini desteklemek için mi?, kendi vatandaşından esirgenen kaynakları Suriye için harcadıkları için mi?, depremzede ve afet mağdurlarının çadırlarda sürünmelerini hak görmek için mi?, bürokraside liyakat yerine sadakati esas almalarını benimsemek için mi?, yargı-yürütme ve yasamanın tek adama teslim edildiği için mi? bunlara mı şükür! bekleniyor. Bu durumu Mizahi açıdan ele alırsak;
Köyün birinde bir grup adam kahvede toplanmış sohbet ediyorlarmış. Havadan sudan konuşurken sohbet konusu yaz sıcağı ve kış soğuğuna gelmiş. Köylünün biri, şu insanoğlu haline şükretmesini hiç bilmez; kışın soğuktan, yazın sıcaktan yakınırlar demiş. Konuşmaya kulak misafiri olan Hoca: “hadi be cahil adam, bak “BAHARA” kimsenin bir şey dediği var mı?, der.
Neye, ne için şükretsin bu millet. Pahalılıktan kavrulmuş, çaresizlikten ayazda kalmış milletimiz şükretmek için baharın gelmesini bekler durumda. AKP ve koşulsuz destekçilerinin yarattığı bu melanetlerden kurtulmak için “nas ve şükür” söylemlerini çöpe atmak için çözüm; Şükretmenin temeli olacak, tek yol ve DOĞRU olan adım, vatandaşları muhannete muhtaç eden bu ucube sistemim yerini parlamenter sistemin almasıdır. Aksi durumda algıya dayalı bu tür yalanlardan kurtulmak mümkün olmayacaktır. Bizden söylemesi.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.