01 Mayıs 2026 Cuma
AK Parti Elazığ Heyetinden Elazığspor’a Moral Ziyareti
Cezmi Orkun yazdı...Gezin “Sulak Alanı” Korumak Kimin Görevi? Sayın Vali
Semih Işıkver'den Elazığspor’a Dev Prim Desteği: “Bizler İnandık, Siz de İnanın!”
Av. Dr. İrfan Sönmez'in kaleminden...Ulema özgürlüğünü kaybedince
Букмекерская Контора «париматч»: Обзор Компании И Ее Особенностей
Değerli okurlar, Cumhuriyet hükümetlerin hiçbirinde, çeyrek asırdır ülkeyi yöneten AKP iktidarı kadar bencil, acımasız, bilime karşı, kul hakkına el uzatan, adalet ve hukuk tanımayan, dini ve milli duyguları siyasi çıkarları uğruna istismar eden, kültürel değerleri yok eden, ahlaki değerlerin içini boşaltan, bir avuç azınlığın menfaatleri için doğayı katleden ve canlıları zehirleyen anlayışın barbarca uygulamalarına göz yuman bir yönetim görmedik. Öyle ki;
Ülkemizin dört bir tarafında doğayı ve canlıların yaşamlarını tehdit eden topraklarından atan iktidar yanlısı madencilik faaliyetlerini acımasızca yürüten şirketlerden biri olan CENGİZ HOLDİNG grubu flotasyondan geçirdiği ürünü sevk etmek üzere ilimiz Elazığ’ın “Doğal sit alanı” ve “ulusal öneme haiz sulak alanı” olarak ilan edilen GEZİN beldesini kullanma girişimine karşı yöre halkının tüm itirazları, ilimiz yöneticilerinin sessizliği ve vurdum duymazlığını kınamak için siz değerli hemşerilerimi bilgilendirmeyi görev olarak kabul ettim. Bu havza hakkında Tarım Orman Bakanlığı web sayfasından aldığım bilgiler şöyle;
Hazar Gölü Havzası, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat bölümünde Elazığ ili sınırları içerisinde bulunmaktadır. Hazar Gölü; 274,9 km²lik göl havzası ve 78,8 km²lik su yüzeyine sahiptir. Güneybatı-kuzeydoğu istikametinde ortalama 20km. Uzunluğunda, güneydoğu-kuzeybatı istikametinde ise ortalama 4,5 km. genişliğindedir. Hazar Gölü Sulak Alanı 09.Nisan.2015 tarihinde “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” olarak ilan edilmiştir. Hazar Gölü Sulak Alan “Karasal Sulak Alanlar” sınıfında yer almakta olup TATLI SU özelliği taşımaktadır. Tüm yıl boyunca ekosistem işlevlerini sağlayacak şekilde, hidrokimyasal açıdan “tatlı su” karakterine sahip bir havzamızdır.
Hazar Gölü ve çevresinde yürütülen literatür ve arazi araştırmaları sonucunda havzada 14 tanesi ENDEMİK olmak üzere 226 bitki türü, 2 adet endemik olmak üzere 3 familyaya ait 5 balık türü, 3 kurbağa türü, sürüngenlere ait 9 tür, 11 karasal böcek türü, toplam 66 kuş türü ve 21 memeli türü tespit edilmiştir. 85 familyaya ait 867 takson tespit edilmiştir. Hazar Gölü Sulak Alanı su kuşları bakımından oldukça zengin bir bölgedir. 9 adet kuş türünden 20.923 adet kuş tespiti yapılmıştır.(Bkz:https://ekotaban.tarimorman.gov.tr/#katmanlar) Türkiye’de 138 sulak alan bulunmaktadır. Bunların 14’ü “Ramsar Alanı”, 59’u “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” ve 65’i “Mahalli Öneme Haiz Sulak alandır” (Bkz: https://www.tarimorman.gov.tr/DKMP/Menu/31/Sulak-Alanlar)
Yasalarla koruma altındaki “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” denetim ve kontrolü yine yasalar çerçevesinde Elazığ Valisi ve kendisine bağlı Orman işletmeleri sorumluluğunda olması yanında bilimsel sorumluluk açısından da Fırat Üniversitesi Su Ürünleri bölüm yetkililerinin ilgili firmanın “Gezin Tren İstasyonu’ndaki” faaliyete karşı ne zaman müdahil olacaklarını, yöre insanları ile birlikte DOĞRU PARTİ temsilcileri olarak bizler de merak ediyor bu güne kadar duyarsız ve sessiz kalışları nedeniyle ilgili ilgisizleri şiddetle kınıyoruz.
Haraç-Mezat Satışlar
Değerli okurlar, AKP iktidarı uygulamalarında hazine bütçesine; milletin canını yakan dolaylı ve dolaysız vergiler ile kamuya ait tüm değerlerin haraç-mezat satışından elde ettiği gelirleri kaynak olarak kullandığı görülmektedir. Arta kalan bütçe açığını ise borçlanmalarla karşılayan bir AKP yönetimi var. KOİ (Kamu Özel İş birliği) uygulaması gereği Hazine garantili verilen otoyol, tünel, hastane ve havaalanları için işleticilere yapılan ödemeler, bütçenin sürekli açık vermesinin ana sebebi olduğu unutulmamalıdır. Yani; geçmediğin köprü-Tünel ve otoyol, uçmadığın havaalanı, yatmadığın hastane için verilen garantiler kapsamında bu işleticilere bütçeden döviz bazında ödeme yapılıyor.
Ne yapılması lazım peki… Milletimizin sırtından günü kurtarmaya çalışan bu yönetim anlayışına daha ne kadar katlanılır bilemem ama asıl yükün AKP iktidarı olduğunu bilenlerdenim. Öyle ya; AKP iktidarı günümüze kadar özelleştirme adı altında milletin malı fabrikaları, kamuya ait arazi ve taşınmazları sattı. Elde edilen onlarca milyar dolar gelirleri nereye harcadığı tam bir muamma… Üstelik bu değerleri haraç mezat satan bu iktidardan nasıl olsa kimse hesap da soramıyor.
Nazım Hikmet’in “Bir yara açıldığında onu kapatmak için hücreler bir araya gelir, onu kapatmaya çalışır. Yara kapanmazsa vücut ölür” ifadesinden hareketle, Türkiye’nin AKP iktidarı gibi büyük bir yarası var ve yüzde 90’ı yoksulluğa mahkum edilen Türk milletinin çok geç olmadan bir araya gelip, “yağmaya, talana, yalana el koyması, milletin olan değerlerin haraç mezat satılmasına” HAYIR demesi gerekiyor. Aksi durumda günümüzde olduğu gibi bir tarafta haraç mezat satılan değerlerimiz, diğer yanda lüks ve şatafat içerisinde yaşayan saray ve eşrafının saltanatlarını izlemeye devam edersiniz.
Değerli okurlar, AKP iktidarının bu anlayışı sürdürmeye devam ettiğine şahit olduğumuz bir başka kararı ile yukarıda belirttiğim hususları doğrular nitelikte olması nedeniyle sizlerle paylaşıyorum. Şöyle ki, 24.Nisan.2026 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanı kararı, 32 ilimizde (Ağrı, Artvin, Amasya, Çanakkale, Edirne, Isparta, Kahramanmaraş, Karabük, Kars, Kastamonu, Mersin, Muğla, Sakarya, Sivas, Şanlıurfa, Tekirdağ ve Tunceli’de birer, Çankırı, Kırklareli, Konya, Manisa, Mardin ve Trabzon’da ikişer, Adana, Afyonkarahisar, Elazığ ve Eskişehir’de üçer, Bursa’da 4, Balıkesir’de 5, Samsun’da 6, İstanbul’da 7 ve Ankara’da 8) yer alan taşınmazların 31.Aralık.2028’e kadar özelleştirme kapsamına alınması ve satılması kararıdır.
Söz konusu karara göre bu taşınmazlar; satış, kiralama, gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflar, mülkiyetin gayri ayni haklarının tesisi veya işletme haklarının verilmesi yöntemlerinden biri ya da birkaçının birlikte uygulanmasıyla özelleştirme kapsamına alınacaktır. Sorguladığınızda, özelleştirme yılların çaba ve birikimine dayalı kamuya ait hizmet ve taşınmazların AKP iktidarlarınca haraç-mezat satılmasına rağmen İç ve dış borçlarımız , işsizlik, yoksulluk, adaletsizlik, hukuksuzluk her geçen gün artış gösteriyor ama milletimizin rahat ve huzuru için harcanan tek kuruş olmadığı görülecektir.
Bildiğiniz gibi AKP İktidarında bu paralar ile birileri (ki bunlar; Yandaş/paydaşlar ile yabancı şirketlere çok büyük maliyetlerle verilen Yollar, Köprüler, Hava Alanları ve Enerji santrallerine taahhüt edilen garanti ödemelerdir) zenginleşirken, vatandaşlarımız yoksullaşıyor. Bu durum; kendisi kandırılan AKP iktidarının, milleti her uygulamasında kandırması iktidar ve siyasilere karşı bir güvensizlik duygusu gelişti ve toplumda kimsenin kimseye güven duymadığı KKK(Kim Kimi Kandırırsa) anlayışı hakim oldu. Sonuçta, Askıda ekmeğe muhtaç olan insanların var olduğu bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız.
DOĞRU PARTİ temsilcisi olarak, yıllardır sırtınızda taşıdığınız AKP iktidarından, sizlere yaptığı zulmün hesabını sormanızın ve yapılan yanlışlarına dur deme zamanının geldiğini hatırlatırım. Bildiğiniz üzere günümüze kadar olduğu gibi gelecek icraatlarında da bu iktidar milli ve manevi duygularınızı kullanarak, asıl hedeflerine ulaşmak için adım adım ideolojik yaklaşımlar ve algı operasyonları ile iktidarlarının devamı için ne gerekiyorsa yapacaklardır. Sorgularsanız KİMSE KİMSEYİ KANDIRAMAZ. Sizler de sakın ama sakın kanmayın artık.
SOSYAL ÇÜRÜME
Değerli okurlar, geleceğimizin teminatı çocuklarımız bile güven altında eğitimlerini sürdüremiyorsa, anne ve babalar çocukları eve sağ gelecek mi endişesi taşıyorsa, eli öpülesi öğretmenlerimiz can derdindeyse, velilerin ve öğrencilerin bir kısmının öğretmenlere saldırıları cezasız kalıyorsa böyle bir toplumda şefrkat ve huzurdan bahsedilebilir mi? AKP iktidarının yönetim beceriksizliği sonucu yaşanan bu olaylar, 2002 öncesi dönemde aklımıza bile gelmezdi. Liyakatin yerini sadakat aldığı için eğitimsizlik bakanına karşı olayların asıl sorumlusu olan Erdoğan sessiz kalmak yerine sorumlu olduğu bu bakanın affını neden istemez? Geleceğimizin teminatı çocuklarımız neden bu olayların merkezinde ?
Bu ve benzeri tatsız olaylar, AKP iktidarının, Ulu önder Atatürk ve onun ilke ve devrimlerinden duyduğu rahatsızlık ile eğitim kurumlarını devletin değil tarikat ve cemaatlerin denetim ve kontrolüne bırakması temel sorun olarak ortadadır. Bu durum; AKP iktidarı döneminde uygulanan yanlış politikalar sonucu derin bir ekonomik kriz yaşanması, Adaletin aranır olması, etik ve kültürel değerlerimizin zayıflatılması, devlet ve siyasilere karşı oluşan güvensizlik, insanların ayrıştırılması ve ahlaki çöküş gibi etkenler sosyal çürümeyi kalıcı hale getirmiştir. AKP iktidarının yanlış uygulamaları ise;
Gibi hususlardır. Öyle ki; Ekonomisi, eğitim ve sağlık sistemi, hak-hukuk ve adaleti çöken, yoksul ve aç insanların sayısının sürekli arttığı, işsizliğin kol gezdiği, kadın cinayetleri ile kadın ve çocukların istismar edildiği, güvensizlik ve ahlaksızlığın meziyet olduğu ülkemizde toplumsal düzenden bahsetmek elbette mümkün değil. Toplum olarak çürümüş bir haldeyiz. Gülenler ÇOK ağlayan YOK!.. DOĞRU PARTİ temsilcisi olarak sosyal çürümenin çok boyutlu olduğu ve çözümünün kolay olmasa da mümkün olduğunu belirtmek isterim. Ancak bu çürümenin önüne geçmek için öncelikle;
Adımlarının atılması gerekir. Okullarda yaşanan silahlı saldırıları kontrolden çıkan ve cinnet geçiren bir çocuğun bireysel eylemi gibi ifadelerle açıklamaya çalışmak, gerçeği örtmenin en kolay yoludur; çünkü derinleşmiş bir sosyal çürüme vardır gerçeğinden hareketle sadece eylem yapanı değil, o eylemi ortaya çıkaran düzenin de sorgulanması gerekir. Çünkü; Bu ve benzeri olaylar toplumun çöktüğünün açık göstergesidir. Yaşamın önemini temin etmeden, adalet duygusunu onarmadan, kurucu irade ekseninde bir eğitim anlayışı kurmadan bu tablo değişmeyecektir. Aksi halde bugün yaşananlar yarının daha büyük felaketlerinin habercisi olmaya devam edecek ve ülke her geçen gün daha karanlık, daha kırılgan ve daha tehlikeli bir noktaya sürüklenecektir.
AKP iktidarının sebep olduğu sosyal çürüme; Hemen her gün seçilmişlerin görevlerinden alınması, usulsüzlük, dolandırıcılık, hırsızlık yaparak kolay yoldan servet kazananlara ilişkin yeni bir haber ile kendini gösteriyor. Bir yanda asgari ücrete yapılacak üç kuruş zammı bekleyen milyonlar, diğer yanda kolay yoldan para kazanmanın derdine düşmüş, hukuk tanımayan yandaş/paydaş saray ve eşrafı.
Değerli okurlar, sosyal çürüme devam ediyor. Cehaleti eğitimle giderirsin, Geri kalmış ülkeyi, çalışıp kalkındırarak ilerletirsin. Her alanda kendini gösteren sadakate dayalı yönetim yerine liyakate dayalı yönetimle ülkeyi şaha kaldırırsın, havuz su tutmuyorsa kaçakları önleyerek havuzu doldurursun. Gördüğünüz gibi her sorunun bir çözümü var. Ama; sorunlara çözüm olacak siyasileri seçerken iki grup olarak ele almalısınız. BİRİNCİ GRUP mevcut İktidar ve iktidarın payandası olan muhalefet partileri(AKP, MHP, DEM, HÜDA-PAR, CHP, TİP, YENİDEN REFAH, GELECEK, DEVA, İYİ, ZAFER Partilerini içine alır), İKİNCİ GRUP ise DOĞRU PARTİ başta olmak üzere bunların şeytanlıklarının farkında olanlardan(CUMHURİYETÇİ VATANSEVENLER; MİLLİ YOL gibi) oluşan partiler. Günü geldiğinde son söz elinizdeki mühür de…
ORTADOĞU ve KANLI SİYASET
Değerli okurlar, daha önce sizlerle paylaştığım “BOP Sistematiği”, “BOP yaşıyor, halk sürünüyor” ve “BOP adım adım yol alıyor” başlıklı yazılarımda (bkz:www.cezmiorkun.com) BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) mimarlarından ABD’nin, “bölgede İsrail’e bağlı bir Kürt devleti kurmak ve bölgenin su, petrol, doğalgaz ve madenlerini, denetim ve kontrolüne almak için sırasıyla Irak, Suriye, İran ve Türkiye’yi bölerek küçülen devletler haline getirerek Ortadoğu enerji kaynaklarının İsrail denetiminde Akdeniz’e açılmasını hedeflediğini” belirtmiştim.
Bu coğrafyada enerji kaynaklarının yoğunluğu nedeniyle, gelecekte dünya enerji kaynaklarının üretim ve pazarlama faaliyetlerini denetim ve kontrolleri altına alma mücadelesinde; başta ABD olmak üzere küresel güçler, BOP projesi ile Türkiye’nin de içinde olduğu bu bölgede hakimiyetlerini kalıcı hale getirmek istemektedirler. Ne yazık ki AKP yönetimi, küresel güçlerin bu hedefine çanak tutmaktadır.
Türkiye, İran, Afganistan ve Pakistan gibi İslam ülkelerinin bu projeyi sekteye uğratmaları dikkate alan ABD, bu ülkelerde iç karışıklıklar çıkarmak, ambargolar koymak, milli gelirlerini terörle mücadele için harcanmasını sağlayarak olası engellemelerin önünü almaktadır. Günümüz itibarı ile Libya, Suriye, Irak parçalanmış, Mısır, Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt ABD’nin, Fas ve Tunus Fransa’nın, Ürdün ve Katar’da İngiltere’nin kontrolüne alınmış durumda. İran, ABD ve İsrail’in saldırısı altında. Türkiye ise ABD’nin kontrolünde…
ABD ve İsrail’in hedef aldığı Ortadoğu özelinde İran ve diğer ülkelere yapılan fiziki veya psikolojik savaşların amacına birde değerli büyüğüm Hayrettin Barut’un penceresinden bakalım. Genel kabul gören anlayışa göre, “başta savaşlar olmak üzere hiçbir sosyal hadise tek yönlü ve tek sebepli olamaz. Ama bütün savaşların temelinde enerji kaynaklarına ulaşmak arzu ve isteği vardır.” Türkiye’nin Stratejik konumu nedeniyle de bu iştah kabarmakta. Çünkü; parasını vererek satın aldığımız savunma sanayi ürünleri ile silah ve mühimmat temini dışa bağımlı hale gelmiştir.
Öyle ki, savunma sanayisindeki bu eksiklik Ortadoğu da kaos ve kargaşanın sebep olduğu kan, barut ve ateş ortamına adeta kaynaklık etmektedir. Örneklemek adına, Türkiye’nin savunma sanayi alanında yaptığı çalışmaların bir kısmını ele alan Barut özetle;
Türkiye’nin ilk özel savunma şirketi 1940 yılında kuruldu. Burada top, havan, uçaksavar mermileri, uçak bombaları, matara, gaz maskesi, çelik başlık ve çeşitli mühimmat ürünleri Milli Savunma Bakanlığı’na satılması yanında Mısır, Filistin, Pakistan ve Suriye gibi ülkelere ihraç ediliyordu. Ancak Batı dünyasındaki silah lobilerinin engellemeleri ve İsrail’in Filistin ve Arap ülkelerine silah satış pazarını ele geçirmesi nedeniyle savunma sanayinin gelişmesi önlenmiş 2.Mart.1949 günü meydana gelen büyük bir patlama sonucu bu alanda çöküş kaçınılmaz oldu.
Kayseri Uçak Fabrikası ya da ilk kuruluş adıyla TOMTAŞ, 1926 yılında Kayseri’de kurulan Türkiye’nin ilk uçak fabrikasıdır. Fabrika 1928 yılında çeşitli nedenlerle kapanmış, 1931 yılında tekrar açılmış, 1950 sonrasında sipariş alamayınca üretimi durmuştur.
İlk Türk tankı, MKE Kırıkkale 1943 adıyla üretildi. Sipariş alamadıkları için kapatıldı.
Günümüzde ise savunma amaçlı araçlar için gerekli teçhizat ve malzemelerin alınması engellenmekte.
Bu örneklerin bize gösterdiği; tank, uçak ve savunma sanayi ürünlerinin pazar bulamaması nedeniyle aynı ortak kaderi paylaştıkları ve tesislerin kapatılmak zorunda bırakıldığıdır. Çünkü: Ortadoğu’daki enerji kaynaklarına ulaşmak isteyen ABD, günümüzde de olduğu gibi bölgede etkin bir Türkiye istemiyor. Türkiye’nin elini kolunu bağlamak üzere geçmişte karşılık bulan birtakım tekliflerde bulunuyor. “Marshall” yardımları gibi. Bugün hangi tekliflere AKP ve koşulsuz destekçilerinin ne cevap verdiği ise henüz bilinmiyor. Yaşayarak öğreneceğiz…
Irak’ta, Suriye’de, İran’da, Kuveyt’te yerin altında petrol yerin üstünde kan var. Doğu Akdeniz’de doğalgaz var Gazze’de kan var. Afganistan’da toprağın altında nitelikli madenler var, toprağın üstü yıllardan beri Ateş ve barut kokuyor. Venezuela ise zengin petrol ve doğalgaz rezervi ile ABD’nin denetim ve kontrolü altına alındı. Nijerya ve Grönland’ın mevcut kaynaklarını ele geçirmek için de uğraş veriyor.
Bana göre; ABD, enerji kaynaklarını ele geçirerek o bölgeyi sömürmeyi amaçlamıştır. Oysa; bildiğiniz üzere sömürü; batının, ABD’nin ve onun Ortadoğu’daki karakolu İsrail’in genlerinde var. Ama, Zulüm tarihin hiçbir döneminde abat olmamıştır. Tüm gayretimiz bu sömürü düzeninin yıkılması için olmalıdır. Bu durumda, tarih tekerrür edecek ve ABD başta olmak üzere emperyal güçlerin oyunları büyük Türk Milleti tarafından dün olduğu gibi gelecekte de hüsrana uğratılacak, sözde demokrasi ve barış maskesine bürünenler dahil, etle tırnak olmuş milletimizi hiçbir kuvvet ayıramayacaktır.
Değerli okurlar, Enerji kaynakları veya Stratejik ürünlerin olduğu yerlerde(ki, Türkiye bu yerlerden biridir), muhakkak siyaset vardır.” Hatta “kirli ve kanlı siyaset” olduğunun farkındalığıyla DOĞRU PARTİ ülkemizin bütünlüğü, milli birlik ve beraberliğinin temeli olan, Atatürk ilke ve devrimleri öncülüğünde tüm bu zalimleri, halkımızla birlikte yerle yeksan edecektir. Bunun için bugün AKP yönetimini esir alan ABD öncülüğündeki egemen güçler kurucu değerlerine sımsıkı sarılan milletimiz önünde diz çöktürülecektir.
KAZANAN ve KAYBEDEN…
Değerli okurlar, içinde bulunduğumuz durumu Ringde eli, kolu bağlı bir boksörün rakibi tarafından dövülmesine benzetiyorum. Tıpkı mevcut sistem gereği tüm kararların iki dudağı arasında olan AKP iktidarının, ellerini ve ayaklarını bağlayıp döverek nakavt ettiği milletin düştüğü durum gibi. Yani, çeyrek asırdır ülkeyi yönetemeyen AKP bütçeye kaynak olarak vergilerle bunalttığı milletimize hizmet etmesi gerekirken, eli kolu bağlı boksör misali AKP sürekli attığı yumruklarla milleti yara bere içerisinde yere seriyor. Oysa, Devletin büyüklüğü ve itibarı sarayla, hangardaki uçaklarla, makam arabalarıyla, renkli törenler ve vatandaşlarına dayak atmakla ölçülmez. Devletin büyüklüğü ve itibarı vatandaşlarının elini, kolunu serbest bırakıp rahat ve huzurunu sağlayan hizmetlerle ölçülür. Bu anlayış var mı? elbette yok, yapılanlar ortada…
Öyle ki; DEM’e yeşil ışık yakan AKP ve koşulsuz destekçisi bebek katili APO sevicisi MHP sayısal çoğunluklarını kullanarak oylarıyla milletin menfaati doğrultusunda verilen tekliflerin tamamı ama tamamını TBMM’de RED etmektedirler. “YERLİ ve MİLLİ” olmak bu mudur?. AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedilen tüm önergeler; genellikle ekonomik sistemler, sosyal yardımlar ve çeşitli araştırma konularını içeriyor. Mesela, 2026 bütçe görüşmelerinde muhalefetin sunduğu 30 önergeden 29’u AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Ama biri ki, o da “Üst düzey bürokratlarla onların çaycı ve şoförlerine seyyanen zam yapılsın teklifi” AKP ve MHP oylarıyla kabul edildi. İzaha gerek var mı? değerli okurlar… Kazanan ve kaybedenleri göstermesi nedeniyle AKP ve MHP oylarıyla reddedilen ve vatandaşların kaybına sebep olan bazı önergeler;
Gördüğünüz üzere, Kazanan AKP devleti, kaybedenler ise TÜRK MİLLETİ. Oysa ülkemiz insanı sebze, meyve, ekmek, su, et, tavuk, peynir-yağ-zeytin gibi gıda ürünleri, araba, telefon, beyaz eşya gibi satın aldıkları tüm ürünlerde dolaylı ya da dolaysız vergi vermektedir. Bu nedenle devletin harcadığı her kuruş devletin değil, sizlerindir. Öyleyse, ülkeyi yöneten iktidarların yaptığı hizmetler bir lütuf, bir ihsan değildir.
Bu nedenledir ki; iktidarların toplanan vergileri nerelere harcadığı gibi hizmetleri sorgulamalı ve gerekiyorsa hesap sormalısınız. Çünkü, AKP ve MHP oylarıyla reddedilen önergeler kabul edilseydi, günümüzde iktidar tarafından verilen garantiler nedeniyle yandaş firmalara yapılan ödemeler ile borç ve faiz ödemeleri yapılamayacağı için kazanan milletimiz olacaktı. Ancak bildiğiniz üzere bunlar yapılmadığı için kazanan saray ve eşrafı ile yandaş/paydaş şirketler, kaybeden ise kaz misali sürekli yolunan milletimiz oluyor.
Değerli okurlar, DOĞRU PARTİ, merkezinde insan olan anlayışı ekseninde vergi veren, askerlik yapan, çalışan, üretime katkılarıyla ülkenin kaderini belirleyen sizlerin en iyi hizmeti sonuna kadar hak ettiğine inanmaktadır. O zaman, AKP iktidarlarının millete ve ülkeye verdikleri zararları haklı çıkarma uğraşları da tamamen algıya dayalı çabalar olduğu idraki ile oy verirken kimin ülkemiz ve ülkemiz insanına daha iyi ve insanca yaşam sağlayacağına, vatandaşları kaybeden değil kazanan bireyler yapacağına bakarak oy vermelisiniz. Unutmayın, bu durum sonuçta; değişime, değişimin dönüşüme ve dönüşümün de gelişime evrilmesi ile kazanan siz olacaksınız.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.