16 Nisan 2026 Perşembe
TÜRK OCAKLARI ELAZIĞ ŞUBESİ “TÜRK OCAKLARI KURULUŞU, AMAÇLARI VE FAALİYETLERİ” KONULU KONFERANS DÜZENLEYECEK
Cezmi Orkun yazdı.. Ortadoğu ve kanlı siyaset..
Semih Işıkver'den Elazığspor’a Dev Prim Desteği: “Bizler İnandık, Siz de İnanın!”
Macaristan seçimleri: Hiçbir otokrat yenilmez değildir!
Букмекерская Контора «париматч»: Обзор Компании И Ее Особенностей
ORTADOĞU ve KANLI SİYASET
Değerli okurlar, daha önce sizlerle paylaştığım “BOP Sistematiği”, “BOP yaşıyor, halk sürünüyor” ve “BOP adım adım yol alıyor” başlıklı yazılarımda (bkz:www.cezmiorkun.com) BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) mimarlarından ABD’nin, “bölgede İsrail’e bağlı bir Kürt devleti kurmak ve bölgenin su, petrol, doğalgaz ve madenlerini, denetim ve kontrolüne almak için sırasıyla Irak, Suriye, İran ve Türkiye’yi bölerek küçülen devletler haline getirerek Ortadoğu enerji kaynaklarının İsrail denetiminde Akdeniz’e açılmasını hedeflediğini” belirtmiştim.
Bu coğrafyada enerji kaynaklarının yoğunluğu nedeniyle, gelecekte dünya enerji kaynaklarının üretim ve pazarlama faaliyetlerini denetim ve kontrolleri altına alma mücadelesinde; başta ABD olmak üzere küresel güçler, BOP projesi ile Türkiye’nin de içinde olduğu bu bölgede hakimiyetlerini kalıcı hale getirmek istemektedirler. Ne yazık ki AKP yönetimi, küresel güçlerin bu hedefine çanak tutmaktadır.
Türkiye, İran, Afganistan ve Pakistan gibi İslam ülkelerinin bu projeyi sekteye uğratmaları dikkate alan ABD, bu ülkelerde iç karışıklıklar çıkarmak, ambargolar koymak, milli gelirlerini terörle mücadele için harcanmasını sağlayarak olası engellemelerin önünü almaktadır. Günümüz itibarı ile Libya, Suriye, Irak parçalanmış, Mısır, Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt ABD’nin, Fas ve Tunus Fransa’nın, Ürdün ve Katar’da İngiltere’nin kontrolüne alınmış durumda. İran, ABD ve İsrail’in saldırısı altında. Türkiye ise ABD’nin kontrolünde…
ABD ve İsrail’in hedef aldığı Ortadoğu özelinde İran ve diğer ülkelere yapılan fiziki veya psikolojik savaşların amacına birde değerli büyüğüm Hayrettin Barut’un penceresinden bakalım. Genel kabul gören anlayışa göre, “başta savaşlar olmak üzere hiçbir sosyal hadise tek yönlü ve tek sebepli olamaz. Ama bütün savaşların temelinde enerji kaynaklarına ulaşmak arzu ve isteği vardır.” Türkiye’nin Stratejik konumu nedeniyle de bu iştah kabarmakta. Çünkü; parasını vererek satın aldığımız savunma sanayi ürünleri ile silah ve mühimmat temini dışa bağımlı hale gelmiştir.
Öyle ki, savunma sanayisindeki bu eksiklik Ortadoğu da kaos ve kargaşanın sebep olduğu kan, barut ve ateş ortamına adeta kaynaklık etmektedir. Örneklemek adına, Türkiye’nin savunma sanayi alanında yaptığı çalışmaların bir kısmını ele alan Barut özetle;
Türkiye’nin ilk özel savunma şirketi 1940 yılında kuruldu. Burada top, havan, uçaksavar mermileri, uçak bombaları, matara, gaz maskesi, çelik başlık ve çeşitli mühimmat ürünleri Milli Savunma Bakanlığı’na satılması yanında Mısır, Filistin, Pakistan ve Suriye gibi ülkelere ihraç ediliyordu. Ancak Batı dünyasındaki silah lobilerinin engellemeleri ve İsrail’in Filistin ve Arap ülkelerine silah satış pazarını ele geçirmesi nedeniyle savunma sanayinin gelişmesi önlenmiş 2.Mart.1949 günü meydana gelen büyük bir patlama sonucu bu alanda çöküş kaçınılmaz oldu.
Kayseri Uçak Fabrikası ya da ilk kuruluş adıyla TOMTAŞ, 1926 yılında Kayseri’de kurulan Türkiye’nin ilk uçak fabrikasıdır. Fabrika 1928 yılında çeşitli nedenlerle kapanmış, 1931 yılında tekrar açılmış, 1950 sonrasında sipariş alamayınca üretimi durmuştur.
İlk Türk tankı, MKE Kırıkkale 1943 adıyla üretildi. Sipariş alamadıkları için kapatıldı.
Günümüzde ise savunma amaçlı araçlar için gerekli teçhizat ve malzemelerin alınması engellenmekte.
Bu örneklerin bize gösterdiği; tank, uçak ve savunma sanayi ürünlerinin pazar bulamaması nedeniyle aynı ortak kaderi paylaştıkları ve tesislerin kapatılmak zorunda bırakıldığıdır. Çünkü: Ortadoğu’daki enerji kaynaklarına ulaşmak isteyen ABD, günümüzde de olduğu gibi bölgede etkin bir Türkiye istemiyor. Türkiye’nin elini kolunu bağlamak üzere geçmişte karşılık bulan birtakım tekliflerde bulunuyor. “Marshall” yardımları gibi. Bugün hangi tekliflere AKP ve koşulsuz destekçilerinin ne cevap verdiği ise henüz bilinmiyor. Yaşayarak öğreneceğiz…
Irak’ta, Suriye’de, İran’da, Kuveyt’te yerin altında petrol yerin üstünde kan var. Doğu Akdeniz’de doğalgaz var Gazze’de kan var. Afganistan’da toprağın altında nitelikli madenler var, toprağın üstü yıllardan beri Ateş ve barut kokuyor. Venezuela ise zengin petrol ve doğalgaz rezervi ile ABD’nin denetim ve kontrolü altına alındı. Nijerya ve Grönland’ın mevcut kaynaklarını ele geçirmek için de uğraş veriyor.
Bana göre; ABD, enerji kaynaklarını ele geçirerek o bölgeyi sömürmeyi amaçlamıştır. Oysa; bildiğiniz üzere sömürü; batının, ABD’nin ve onun Ortadoğu’daki karakolu İsrail’in genlerinde var. Ama, Zulüm tarihin hiçbir döneminde abat olmamıştır. Tüm gayretimiz bu sömürü düzeninin yıkılması için olmalıdır. Bu durumda, tarih tekerrür edecek ve ABD başta olmak üzere emperyal güçlerin oyunları büyük Türk Milleti tarafından dün olduğu gibi gelecekte de hüsrana uğratılacak, sözde demokrasi ve barış maskesine bürünenler dahil, etle tırnak olmuş milletimizi hiçbir kuvvet ayıramayacaktır.
Değerli okurlar, Enerji kaynakları veya Stratejik ürünlerin olduğu yerlerde(ki, Türkiye bu yerlerden biridir), muhakkak siyaset vardır.” Hatta “kirli ve kanlı siyaset” olduğunun farkındalığıyla DOĞRU PARTİ ülkemizin bütünlüğü, milli birlik ve beraberliğinin temeli olan, Atatürk ilke ve devrimleri öncülüğünde tüm bu zalimleri, halkımızla birlikte yerle yeksan edecektir. Bunun için bugün AKP yönetimini esir alan ABD öncülüğündeki egemen güçler kurucu değerlerine sımsıkı sarılan milletimiz önünde diz çöktürülecektir.
KAZANAN ve KAYBEDEN…
Değerli okurlar, içinde bulunduğumuz durumu Ringde eli, kolu bağlı bir boksörün rakibi tarafından dövülmesine benzetiyorum. Tıpkı mevcut sistem gereği tüm kararların iki dudağı arasında olan AKP iktidarının, ellerini ve ayaklarını bağlayıp döverek nakavt ettiği milletin düştüğü durum gibi. Yani, çeyrek asırdır ülkeyi yönetemeyen AKP bütçeye kaynak olarak vergilerle bunalttığı milletimize hizmet etmesi gerekirken, eli kolu bağlı boksör misali AKP sürekli attığı yumruklarla milleti yara bere içerisinde yere seriyor. Oysa, Devletin büyüklüğü ve itibarı sarayla, hangardaki uçaklarla, makam arabalarıyla, renkli törenler ve vatandaşlarına dayak atmakla ölçülmez. Devletin büyüklüğü ve itibarı vatandaşlarının elini, kolunu serbest bırakıp rahat ve huzurunu sağlayan hizmetlerle ölçülür. Bu anlayış var mı? elbette yok, yapılanlar ortada…
Öyle ki; DEM’e yeşil ışık yakan AKP ve koşulsuz destekçisi bebek katili APO sevicisi MHP sayısal çoğunluklarını kullanarak oylarıyla milletin menfaati doğrultusunda verilen tekliflerin tamamı ama tamamını TBMM’de RED etmektedirler. “YERLİ ve MİLLİ” olmak bu mudur?. AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedilen tüm önergeler; genellikle ekonomik sistemler, sosyal yardımlar ve çeşitli araştırma konularını içeriyor. Mesela, 2026 bütçe görüşmelerinde muhalefetin sunduğu 30 önergeden 29’u AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Ama biri ki, o da “Üst düzey bürokratlarla onların çaycı ve şoförlerine seyyanen zam yapılsın teklifi” AKP ve MHP oylarıyla kabul edildi. İzaha gerek var mı? değerli okurlar… Kazanan ve kaybedenleri göstermesi nedeniyle AKP ve MHP oylarıyla reddedilen ve vatandaşların kaybına sebep olan bazı önergeler;
Gördüğünüz üzere, Kazanan AKP devleti, kaybedenler ise TÜRK MİLLETİ. Oysa ülkemiz insanı sebze, meyve, ekmek, su, et, tavuk, peynir-yağ-zeytin gibi gıda ürünleri, araba, telefon, beyaz eşya gibi satın aldıkları tüm ürünlerde dolaylı ya da dolaysız vergi vermektedir. Bu nedenle devletin harcadığı her kuruş devletin değil, sizlerindir. Öyleyse, ülkeyi yöneten iktidarların yaptığı hizmetler bir lütuf, bir ihsan değildir.
Bu nedenledir ki; iktidarların toplanan vergileri nerelere harcadığı gibi hizmetleri sorgulamalı ve gerekiyorsa hesap sormalısınız. Çünkü, AKP ve MHP oylarıyla reddedilen önergeler kabul edilseydi, günümüzde iktidar tarafından verilen garantiler nedeniyle yandaş firmalara yapılan ödemeler ile borç ve faiz ödemeleri yapılamayacağı için kazanan milletimiz olacaktı. Ancak bildiğiniz üzere bunlar yapılmadığı için kazanan saray ve eşrafı ile yandaş/paydaş şirketler, kaybeden ise kaz misali sürekli yolunan milletimiz oluyor.
Değerli okurlar, DOĞRU PARTİ, merkezinde insan olan anlayışı ekseninde vergi veren, askerlik yapan, çalışan, üretime katkılarıyla ülkenin kaderini belirleyen sizlerin en iyi hizmeti sonuna kadar hak ettiğine inanmaktadır. O zaman, AKP iktidarlarının millete ve ülkeye verdikleri zararları haklı çıkarma uğraşları da tamamen algıya dayalı çabalar olduğu idraki ile oy verirken kimin ülkemiz ve ülkemiz insanına daha iyi ve insanca yaşam sağlayacağına, vatandaşları kaybeden değil kazanan bireyler yapacağına bakarak oy vermelisiniz. Unutmayın, bu durum sonuçta; değişime, değişimin dönüşüme ve dönüşümün de gelişime evrilmesi ile kazanan siz olacaksınız.
SU HAYATTIR AMA…
Değerli okurlar, bildiğiniz üzere milletin açlık ve sefalet içerisindeki yaşam mücadelesi gerçek gündem olması gerekirken, bu gündemi gizleyerek unutturma amacıyla AKP iktidarı şafak operasyonları ile suni gündem oluşturuyor, ana muhalefet CHP ise sanki mümkünmüş gibi ara seçim safsatasıyla başka bir suni gündemin parçası oluyor. Gündem olması gereken ve toplum olarak hepimizin yaşadığı geçim zorluğunun temelinde, AKP yönetiminin liyakat yoksunu kadrolarla çalışması sorunu yatmaktadır. Ancak bu sorunu halkın sorgulaması da gündem dışına itiliyor. Öyle ki, çeyrek asırdır Cumhuriyet sayesinde ülkeyi yönetmekte! Olan AKP iktidarı ve koşulsuz destekçilerinin milletin malı olan istihdama dayalı üretim tesislerinden oluşan milli değerlerimizi elden çıkarması ve yeni tesisleri yapmaması sonucunda işsiz sayısı artışı önlenemez bir boyut kazandı.
Katlanarak bozulan sosyal ve ekonomik yapı günümüzde lüks ve şatafat içerisindeki saray ve eşrafı dışında kalan kesimi yoksulluğa, emekçi ve emeklileri açlığa, esnafları siftaha, üniversite mezunu gençleri baba harçlığına mahkum etti. Oysa iktidar sadece kendisinden önceki iktidarlarca başlatılan projeleri tamamlasaydı sanki toplum daha refah ve huzur içerisinde olurdu, Yakın geleceğin savaşlarının özellikle içerisinde yer aldığımız Ortadoğu coğrafyası, Güney Asya ve Kuzey Afrika ülkelerinde petrol yerine su kaynakları için olacağı gerçeği gündem olmalı. Bu nedenle DOĞRU PARTİ temsilcisi olarak suni gündemler yerine geleceğin gerçek gündemi ile bu günden ne demek istediğimizi aktarmaya çalışayım.
Değerli okurlar, geçmiş yıllara dayalı tarım, enerji, su kaynakları, ulaşım, turizm ve eğitim gibi sektörlerde kalkınmayı hedef alan GAP(Güneydoğu Anadolu Projesi), DAP(Doğu Anadolu Projesi) ve KOP(Konya Ovası Projesi) gibi projelerin hala bitirilememiş olmasını oldukça manidar buluyorum. Çünkü, geleceğin savaşlarının su için olacağı gerçeğinden hareketle tarımsal ürünlerin yetiştirilmesine kaynaklık edeceği büyük önem arz ediyor. Özetle;
GAP; Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde yapımı düşünülen barajlar, HES(hidroelektrik santralleri) ve sulama tesisleri ile kentsel ve kırsal altyapı, ulaştırma, sanayi, eğitim, sağlık ve diğer sektörleri içeren bölgede ekonomiyi geliştirmeyi, bölge vatandaşlarımızın gelir düzeyini artırmayı hedefleyen GAP projesi kapsamında 2002 yılına kadar enerji projelerinde %90 fiziki gerçekleşme sağlansa da, toplam sulama projelerinde gerçekleşme 2002 yılında %49 iken günümüzde %63’e ulaşmış kalan kısmı ise 2028 yılına ertelenmiştir. Bölgenin kalkınmasını hızlandırmayı amaçlayan DAP projesinde dişe dokunur bir ilerleme söz konusu değildir.
Bölgenin ekonomik, sosyal ve çevresel potansiyelini ortaya çıkarma amaçlı KOP projesinde ise sulama, içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyacı karşılanacak, yeraltı suyu yetersizliğini önleyici geliştirme hizmetleri ile teknolojik ziraat yapılacak ve üretim artışı sağlanacak, hayvancılık geliştirilecekti. KOP kapsamında toplamda 1,65 milyon hektar alan sulanacak olup, sulama projelerinin %73’ü dışındaki alan tamamlanmamıştır.
Suya dayalı kalkınma amaçlı GAP, DAP ve KOP Projelerı̇nin hayata geçı̇rı̇lmesi halinde bölgenı̇n tarım, gıda, hayvancılık ve enerji üretı̇mlerı̇ ıle ülke ekonomı̇sı̇ne pozitif katkı sağlaması yanında ı̇stı̇hdama dayalı üretim tesisleriyle ı̇şsı̇zlı̇ğe çare olacağı aşikardır. Bu projelerin tamamlanması için harcanması gereken ve 2002 sonrası AKP iktidarları tarafından bütçedeki payı sürekli düşürüldü ve bu projeler atıl bırakıldı. Sonuç ne oldu derseniz mesela, tarımda ı̇hraç eden 7 ülkeden biri olan Türkiye, samanı dahi ithal eden ülke oldu.
Sonuç olarak, 24 yıldır aralıksız iktidar olan AKP, gübre ve şeker fabrikaları satması yetmezmiş gibi, ekonomı̇k getı̇rı̇sı̇ olan suya dayalı bu projeleri tamamlamak yerı̇ne, araç geçı̇ş garantı̇lı̇ köprüler, otobanlar ve tüneller, hasta garantili hastane ve yolcu garantili havaalanları yaptı ve verilen garantiler nedeniyle gelecek nesli borçlandırdı.
Oysa bunlara harcanan paralarla bu projeler tamamlansaydı “milletin efendisi köylü” AKP’nin marabası olmazdı… çiftçiler tarlasını, evini terk etmezdi. Tüm bu hizmetlere hayat veren kaynak ise SU. SU ülkemiz geleceğinin teminatı olacak çoğunluktadır. Bulunduğumuz coğrafyada gelecekte yaşanacak savaşların SU kaynaklarının denetim ve kontrolünü elde etmek olacağı ve suyun HAYAT olduğu unutulmasın.
İBİŞLİK VERGİSİ!..
Değerli okurlar, ABD ve İsrail’in İran’a savaş açması, tüm ülkelerin ihtiyacı olan petrol ve doğalgaz temininde zorluklara sebep olmuştur. Petrol depolama imkanı olan ülkeler dışında ki, Türkiye’nin de içinde yer aldığı ülkeler doğal olarak petrol fiyatları artışından etkilenmektedir. AKP iktidarı ise alışkanlığı gereği petrol fiyatlarında artışı bahane ederek akaryakıt başta olmak üzere tüm ürünlere sürekli zam yapmaya devam ediyor. Akaryakıta yapılan zamlar haliyle tüm mal ve hizmetlerde fiyat artışlarına sebep oluyor. Enflasyon oranını belirlemede esas alınan TÜİK verileri ise tam tersi kağıt üzerinde gerçek enflasyon oranını maniple ederek vergi yükü altında ezilen halkın daha çok yoksullaşmasının önünü açıyor. Saray ve eşrafı ise bu gerçeği görmez, duymaz şen şakrak iktidarının keyfini çıkarmaya devam eder.
Fıkra bu ya; Ülkenin birinde, sarayın har vurup harman savurmasından, lüks ve şatafatlı yaşamın devamı için hangarı uçaklarla, garajı makam araçlarıyla doldurmayı itibar sanan padişah kasanın boşalması üzerine hazine sorumlusunu çağırarak “kasa boşaldı paraya ihtiyaç var ne yapacağız” diye sorar. Hazine sorumlusu “yine halktan vergi toplayacağız” cevabını verir. Bunun üzerine padişah hem üzgün hem de kızgın bir tavırla “vergi koymadığımız bir şey mi kaldı kardeşim. Ota da boka da vergi koyduk. Bulun o zaman vergi koymadığımız bir şey!” diye cevap verir.
Hazine sorumlusu düşünür taşınır epey sonra buldum padişahım “Adı ibiş, başı kel, pazarda horoz satan ve kılıbık olanlardan” bunların her biri için 50 lira alalım! Der. Padişah tamam der ve uygulansın emrini verir. Uzak köyün birinde yaşayan ve bu durumdan haberi olmayan ibiş efendi evin ihtiyaçlarını karşılamak ve karısına bir çift ayakkabı almak için kümesten çilli horozunu alır ve pazarda satmak üzere yola koyulur. Sonunda horozunu 200 liraya satar. Bunun mutluluğu ile pazardan çıkarken, vergi memurları “horozunu sattın” değil mi? diye sorar evet cevabı üzerine “ver 50 lira horoz vergisini” der. İbiş “horoz satmanın vergisi mi olur” demiş vergi memuruna.
Verirsin vermezsin tartışmasını izleyen kalabalıktan biri “ibiş efendi ver 50 lirayı bunlardan kurtulamazsın” diye seslenir. Vergi memuru “senin adın ibiş… ibişlik vergisiyle borcun 100 lira oldu” der. Bu ne yahu “ibişlik vergisi mi olur” der ve kaçmaya çalışır. Bu esnada başındaki şapka düşer ve ibişin kel olduğu ortaya çıkar. İbişi yakalayan vergi memuru “senin başın da kel, kellik vergisiyle borcun 150 lira oldu” dediğinde, ibiş memura yalvarmaya başlar “yapma memur bey, ben bu parayı verirsem evde karıma ne derim. Bu durumu ona nasıl anlatırım. Beni eve dahi almaz” dediğinde, memur bu kez üzüntülü ve sıkıntılı bir sesle son darbeyi vurur. “İbiş sen birde kılıbık çıktın borcun kılıbıklık vergisiyle toplamda 200 lira oldu.” Der. İbiş mi? empati yapın…
Kıssadan hisse değerli okurlar. Gelelim ülkemize, ülkemizde halkımız ile iktidar yönetimi arasında böyle bir anlayışın olması mümkün mü? Bizde, bindirilmiş vergiler (yani vergiden vergi almak) nedeniyle yeni vergi(ibişlik vergisi gibi) kaynağı bulma kaygısı yok elbette. AKP iktidarının vergilendirme anlayışında tütün ve alkollü içecekler ile lüks tüketim ürünlerine(Pırlanta için bu oran sıfır) yüksek, diğer ürünlerde daha düşük! Olan bir oran var. Öyle ki, bildiğiniz üzere geçen hafta TBMM’de ÖTV oranlarının yeni değerleri kabul edildi. Bu teklifin görüşülmesi öncesinde AKP yetkilileri “değerli taşlardan pırlantanın ÖTV’sini arttıracaklarını” ifade etmelerine rağmen TBMM’de pırlantadan alınacak ÖTV oranı AKP ve MHP oylarıyla tekrar sıfırlanmıştır. Amaç ne mi? açlıkla mücadele eden halkın pırlanta alabilmesini sağlamak için mi? daha önce de AKP yönetimince arttırılan yurt dışı harç ücretleri eleştirileri için “Parası olan yurt dışına çıkıyor, bunu da ödesinler” ifadesiyle cevap verdiklerine şahit olmuştuk.
Değerli okurlar, bütçe açığını büyük oranda karşılayan ürünlere baktığımızda, tütünde net fiyatın yaklaşık %63’ü, alkollü içeceklerde ise %70’in üzerindeki kısmı, otomobillerde %50’si doğrudan ÖTV olarak aktarıldığını, ancak parası olanların pırlanta alım satımından devletin kazancının sıfır olduğu görülmekte. Ama AKP yönetimi sözde vergi artışlarına “halkın sağlığı ve çevreye olan hassasiyet” bahanesini gerekçe olarak ortaya koymaktadır. Sevsinler sizin gerekçenizi…Oysa, Tek gerçek; bütçe açığını büyük oranda, motorlu araçlar yanında tütün ve alkollü içecekler için harcama yapan ayyaşlar! ile “KEL, KILIBIK VE YOKSUL İBİŞLER” kapatmaktadır. Bu konuya birde DOĞRU PARTİ Genel Başkanı Rıfat Serdaroğlu’nun aydınlatan penceresinden bakalım;
Türkiye’de 2024 rakamlarına göre 1.165.695 Kurumlar Vergisi mükellefi var. Kurumlar Vergisini “Sermaye Şirketleri Anonim-Limited-Sermayesi paylara bölünmüş Komandit şirketler/Kooperatifler /İktisadi Kamu Kuruluşları” öder. 2025’te bunların beklenen ödeme 1 Trilyon 636,77 Milyar TL idi. Ne kadarı gerçekleşmiş? Yaklaşık %81 kadarı! Yani, 932 Milyar TL. İngiliz Mr. Shimshek, dikkat et, Allah’ın sopası şimdi kafanıza inecek. AKP, her içki ve sigara içene AYYAŞ-ALKOLİK dediğine göre, 2025’te AKP ayyaşlardan (içki ve sigara ) ne kadar ÖTV ve KDV bekliyor? 626,3 Milyar TL MTV (Motorlu Taşıt Vergisi) olarak beklenen ise 126,5 Milyar TL. Vergi Gelirlerimizin tamamında, Gelir ve Kurumlar Vergisi gibi kazanç üzerinden alınan (Dolaysız) vergilerin toplam payı yaklaşık %31 seviyesindedir. Dolaylı Vergilerin (Ayyaşların) payı ise %69 civarındadır. Yaa, düştünüz mü ayyaşların eline ey Süslüman AKP? İşte Allah’ın sopası budur. Seni ayyaşların eline muhtaç eder…Sahi değerli okurlar, bu vergilerin “İBİŞLİK VERGİSİNDEN” farkı var mı?
MİLLET KARAR VERSİN
Değerli okurlar, demokrasilerde halkın doğrudan oy kullanarak önemli bir konuda karar vermesinin temel amacı, anayasa değişiklikleri gibi geniş kapsamlı ve ülkenin geleceğini etkilemesi muhtemel kritik kararların meşruiyetini artırmak ve böylece halkın iradesini idareye taşımaktır. Öyleyse, vatandaşlık görevi gereği, geçim ve güvenlik kaybına sebep olan hususlar ile ülkemizin bölünmez bütünlüğünü ve bağımsızlığını tehdit eden her türlü adımın kararını vermek milletimizin en doğal hakkıdır.
Kararı millet versin derken amacım, vatandaşların temel haklarını içeren düzenlemeler, toprak ve egemenlik haklarının devri ve uluslararası anlaşmaların kabulü ya da reddi (örneğin, Avrupa Birliği’ne üyelik) ile ulus devlet ve üniter yapımızı tehdit eden sözde “Terörsüz Türkiye” masalı gibi ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı girişimler doğrudan demokrasinin bir aracı olarak, yönetimin kararlarına meşruiyet kazandırma ve milletimizin iradesini doğrudan yansıtmasını sağlamaktır. Emperyal güçler ve yerli iş birlikçilerin baskısı ile (ister sığınmacıların durumu ister etnisiteye dayalı ayrıştırma çabaları olsun) AKP iktidarı ve koşulsuz destekçilerinin mevcut konumlarını kalkan olarak kullanması yerine karar verme hakkını Türk milletine bırakması doğru olandır.
Değerli okurlar, bir babanın kendi çocukları sofradan aç kalkarken, bir başkasına ziyafet vermesi “cömertlik” değil, düpedüz ailesine karşı bir “sorumsuzluk” olarak görüldüğü anlayışından hareketle, halkın yoksullaştığı günümüz Türkiye’sinde, milyonlarca insanımızın açlığa mahkum edildiği bir durum söz konusu iken, mevcut iktidarın Suriye için yaptığı milyarlarca dolar harcama milletimize karşı yapılan bir sorumsuzluk değil mi? bunu yaparken kaynak ne derseniz BORÇLANMA. Sonuçta, Ekonomi de dış borçlarla, iç borçların ödenmesi gerçeği, vatandaşlarımızı ekonomik olarak tehdit eder boyuta ulaşmıştır. Bu konuların millete sorulması gerekirken, AKP iktidarı neden sormaz? Yorumu sizlere bırakıyorum…
Değerli okurlar, Ulusal ve uluslararası bir konu hakkında alınan karar ülkemiz insanlarını sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda etkiliyorsa, mevcut iktidar yönetiminin bu konuya meşruiyet kazandırmak için referandum yapması gerekir. Örneklersek; “Terörsüz Türkiye” masalıyla yapılan çalışmalar hangi amaca hizmet ediyor, ellerinde 50 bin kişinin kanı olan PKK terör örgütü yöneticisi bebek katili APO bu amacın neresinde? Ulus devlet ve Üniter yapımız, emperyal devletlerin federatif yapı hayaline feda mı edilecek? Yapılması planlanan yasal değişikliklerde de yer alacak bu ve benzeri hususlar milletimizin onayına sunulacak mı? DOĞRU PARTİ temsilcileri olarak bizler, AKP iktidarının milletimizin onayını almaksızın ben yaptım oldu mantığı ile alacağı kararları şimdiden reddediyoruz.
Böyle bir durumda Türk milleti ülkesi ve vatanı için çektiği acıların hesabını muhataplarına yani, AKP ve koşulsuz destekçileri ile arkadan dolaşan ana muhalefet CHP yönetimine soracağı endişesiyle mevcut iktidar referandum yerine bu hususları oldubittiye getirmenin uğraşını veriyor. DOĞRU PARTİ temsilcileri olarak, TÜRK milletini dışlayan bu anlayışa önerimiz, farklı siyasi görüşlere sahip bireylerden oluşan vatandaşlarımızın tamamının katılımıyla şüpheyle bakılan söz konusu bu olayların (mülteciler, Bebek katili APO ve Ekonomiyi bağımlı kılan) halkın lehine olup olmadığının tespiti için referanduma gitmesidir. Ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve egemenliğini tehdit eden tüm konularda, bırakın “MİLLET KARAR VERSİN”
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.