DOLAR 44,8677 0.25%
EURO 52,9804 0.19%
ALTIN 6.912,510,31
BITCOIN 33838011.51292%
Elazığ
15°

HAFİF YAĞMUR

SABAHA KALAN SÜRE

Av. Dr. İrfan Sönmez

Av. Dr. İrfan Sönmez

13 Nisan 2026 Pazartesi

Macaristan seçimleri: Hiçbir otokrat yenilmez değildir!

Macaristan seçimleri: Hiçbir otokrat yenilmez değildir!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Macaristan’da otokratlar kaybetti, Macar halkı tek adam düzenine hayır dedi.

Orban tam on altı yıldır iktidardaydı.Gazeteler, televizyonlar ona hizmet ediyordu. Mahkemeler tıpkı bizde olduğu gibi iktidarın sopası gibi çalışıyordu. Sistem hemen her kurumda hakimiyetini kurmuş, muhalefete nefes alacak balan bırakmamıştı.

Bu yetmedi. Yetmeyeceği anketlerden belli olmuş, iki otokrat Trump ile Putin,  Orban’ın yardımına koşmuşlardı. Ona düzülen methiyeler ters tepti, Macar halkı bu övgüleri bağımsızlığına, özgür iradesine yapılmış bir müdahale gibi gördü.İzzet-i nefisli davrandı,muhalif Magyar’ın partisini iktidara getirdi.

Bu kolay olmadı, devletleşmiş, her tarafa ahtapot gibi yayılmış bir partiyi iktidardan indirmek zordur.Üstelik bu parti kazanmak için her yol ve yöntemi deniyorsa. Magyar’ı yıpratmak, gözden düşürmek için her yol denendi;seks  videosu olduğu ileri sürüldü, eşine şiddet uyguladığı söylendi, ancak bu bel üstü -bel altı vuruşların hiç bir etkisi olmadı. Sonunda  Magyar zoru başardı, bunda devletin partileştirilmesinin, ayrımcılığın, adaletsizliğin,yolsuzlukların büyük etkisi oldu.

Magyar’ Macar halkına;

-AB ile ilişkilerin normalleştirileceğini ve Avrupa Savcılığının Macaristan’da da kurulacağını,

Hukuk devleti uygulamalarına geri dönüleceğini,

-Başbakanlığın iki dönem yani sekiz yılla sınırlandırılacağını,bu süreyi dolduran Orban’ın bir daha aday olamayacağını,

-Olağanüstü halin kaldırılacağını, ülkenin kararnamelerle değil,parlamentodan çıkacak yasalarla yönetileceğini,

-Devlet kadrolarına yerleştirilen Fidesz’in (Orban’ın partisi) kadrolarının  tek tek görevden alınacağını,

Bağımsız yayıncılık için devlet radyo ve televizyonlarının yeniden yapılandırılacağını,

-Yolsuzlukla mücadele bakanlığının kurulacağını,

Kamu ihalelerini, yandaş iş insanlarına verilen destek ve AB fonlarının geçmişte nasıl dağıtıldığının denetleneceğini,

Fidesz çevrelerine aktarıldığı tespit edilen ulusal servetin geri alınması için özel takip birimleri ve soruşturma savcılıkları kurulacağını vaat etti.

Bu vaatlere sebep olan konular ne kadar tanıdık, değil mi? Yandaşı kayırma, yargı bağımsızlığının yok edilmesi,yolsuzluk, taraflı ve iftiracı medya,devletin partileştirilmesi, meclisi by pass ederek ülkeyi kararnamelerle yönetme  özellikle son on- on beş yıl sıkça tanık olduğumuz uygulamalar. Bunun sebebi, bütün otokratların bir birine benzemesi, devleti kişiselleştirmeleri ve doyumsuz bir ihtirasa sahip olmalarıdır. Macar halkı, devlet gücünün bu şekilde kullanılmasını kabullenemedi, Orban’ı ağır bir yenilgiye uğratarak  demokrasiyi seçti.

Orban, sadece toplumsal sorunlar üzerinden siyaset yapmadı, başka bir özelliği de , Hıristiyanlığı  kullanan bir siyasetçi olmasıydı. Konuşmalarında sık sık Hıristiyan kimlik ve medeniyetinden söz etti. Hıristiyan Avrupa’yı savundu. Dini,  siyasal meşruiyet aracı olarak kullandı. O da, güya Tanrı’nın seçilmiş(1?), özel olarak gönderilmiş kullarından biriydi. Ama yetmedi.

Dini istismar eden siyasetçiler için aklıma hep şu örnek gelir:İç savaş esnasında Kuzeye liderlik eden,ABD’nin on altıncı  Cumhurbaşkanı Lincoln’a taraftarlarından biri onu  cesaretlendirmek için ‘Tanrı bizim yanımızda’ dediğinde,Lincoln şu cevabı verecektir: Beyefendi,benim kaygım Tanrı’nın bizim yanımızda olup olmadığı değil.Asıl kaygım bizim O’nu yanında olup olmadığımızdır.Lincoln, bu cevabıyla Tanrı adına konuşmanın yanlışlığına işaret etmiştir.

Macar halkı bu kararıyla hem Tanrı’yı kirlenmiş bir otokratın istismarından kurtarmış, hem de ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar otokratların yenilmez olmadığını göstermiştir.darısı öteki otokratların başına!

Devamını Oku

Av. Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden…Hukuka bağlılık mı,güce bağlılık mı?

Av. Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden…Hukuka bağlılık mı,güce bağlılık mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir ülkede adalet yoksa, devlet bir gölgeden ibarettir.

Adaletin varlığı ise diğer kuvvetlere- bilhassa- yürütme erkine karşı bağımsız olmasına bağlıdır.

ABD’de başkanlık sistemi var, ama Trump istediği her şeyi yapamıyor. Çünkü bağımsız bir yargı var, Trump’ın yasalara uymayan taleplerini geri çevirerek onun -seçilmiş bir kral- olmasına, görev sınırlarının dışına çıkmasına engel oluyor.

Bunun en yakın örnekleri FED başkanı Powell ile Trump arasındaki çekişmedir. Geniş yetkilerine ve hukuk tanımaz kişiliğine rağmen Trump, Powell’i görevden almayı veya baskı ile istifa ettirmeyi başaramadı. Çünkü, ABD’de Merkez Bankası bağımsız ve hukuki mevzuat siyasi iradenin onu görevden almasına cevaz vermiyor. Bunun faydası, ülke kaynaklarının siyasetçilerin ikbal ve hırslarına göre kullanılmasına imkan vermemesi, toplumun yararının gözetilmesidir. Oysa bizde her seçim musluklar açılır, vatandaşın ağzına bir parmak bal sürülür,kaynaklar çarçur edilir, bir dahaki seçime kadar,seçimdeki savrukluk telafi edilmeye çalışılır. Sonuç ekonomik kriz ve vatandaşa bir vermişken beş geri almaktır.

Bir başka örnek olayda, İran Savaşında ABD’de birçok üst düzey komutanın ya istifa etmesi yahut görevden alınmasıdır. Medyaya düşen haberlerde, komutanların Trump’ın bazı taleplerini, ” Biz Trump’a değil, Anayasaya bağlıyız” diyerek reddetmeleridir.Hukuka bağlılık, hukuksuzluğu itiyat haline getiren Trump’ın önünü kesmiş,kralcılık oynamasına imkan tanımamıştır.Askerlerin bu tavrı devlet görevi yürütenlerin ne ve nelere bağlı olması gerektiği hususunda çarpıcı bir örnektir.Bizde olmayan budur. Her seviyede memur,-çoğunlukla- yasalardan çok iktidarı elinde bulunduranlara bağlıdır. Yasa ile siyasi güç arasında tercihini siyasi erkten yana yapmaktadır. Bu da yasaları işlevsiz ve anlamsız hale getirmektedir.

Aynı şey partiler ile vatandaşlar, seçmenler arasındaki ilişkilerde de geçerlidir. Bir partiye gönül verenler, onun ideolojisinden,fikirlerinden, programından ziyade -liderine- bağlanmaktadır.Fikre bağlılıktan çok kişiye bağlılık söz konusudur. Böyle olduğu için de, o partinin lideri o partinin dünya görüşüne ters düştüğünde bile bağlılık ve mensubiyetini sürdürmekte, partisi ile bağını  bu ilişki üzerinden devam ettirmektedir. Özellikle sağ kategorisinde tanımlanan partilerin neredeyse tamamında durum budur.Seçmenler şu veya bu partiliden çok şu veya bu parti liderinin bağlısıdır. Öyle olmasaydı, şu son bir yıl içinde özellikle –açılım-saçılım sürecinde- yaşananlar ile ekonomideki iflasın Türk siyasetindeki dengeleri alt üst etmesi gerekirdi. Ama etmemiştir. Dün ötekine kahrolsun diyenler, bugün var olsun diyebilmektedir.Dün düşman veya hain kategorisine sokulanlar bugün ödüllendirildiğinde alkışlayabilmektedir.Çünkü ibre parti lideridir. Fikir de, ideoloji de odur.

Böyle olmasının sebebi; cehalet, bilgisizlik,eleştirel düşünememek ve hukuka bağlılık şuurundan mahrum olmakla ilgilidir. Güce bağlılığın yerini hukuka, kişiye-lidere bağlılığın yerini fikir ve düşünceye bağlılık almadığı müddetçe kahrolsunla-varolsun arasında hiç bir mesafe olmayacaktır.

Bugün olan da budur!

Devamını Oku

Av. Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden…Nato kimi koruyacak?

Av. Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden…Nato kimi koruyacak?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mart ayında farklı tarihlerde dört adet füze Türkiye hava sahasında imha edildi. İddiaya göre füzeler İran’dan atılmıştı. İran, iddiaları yalanlayarak, bayraklarının taklit edildiğini söyledi.

Gazeteler, füzelerin NATO savunma sistemleri tarafından imha edildiğini yazdı. İncirlik’e Patriotlar konuşlandırıldı, bir NATO sempatisi yaratıldı. Öyle ya, NATO sayesinde herhangi bir zayiat vermemiş, onun sayesinde İran füzelerinden kurtulmuştuk. Bundan sonra da NATO şemsiyesi altında kendimizi güvende hissedebilirdik.

Ama çok geçmeden bu sempati kampanyasının sebebi anlaşıldı; maddem tehdit altındaydık, bu tehdidi savuşturmak için Doğu’da bir NATO kolordusunun kurulması dillendirilmeye başlandı. Hatta bazı görevlendirmelerinin bile yapıldığı yazıldı. Bu kadarla da yetinilmedi, boğazların korunması için de böyle bir NATO korumasının şart olduğu empoze edilmeye başlandı.

Bu ilginç değil mi?

NATO üyesi olduğumuza göre bir dış saldırıda zaten NATO’nun bize ait yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmez mi, bunun için illa bu ülkede bir Kolordu’nun kurulması mı gerekiyor?

Belli ki, NATO sevgisi yaratmaya çalışmanın arkasında vatan toprağına NATO askerini sokmanın toplumsal zeminini yaratma düşüncesi yatıyordu. Önce İran füzeleri ile İran karşıtlığı ve tehdit algısı ardından Kolordu kurmanın gerekliliği…

Yıllardır iktidara yakın televizyonlar, bangır bangır yaptığımız silahlardan bahsediyorlar. Her seçim uçurulan uçak ve yerli üretim tank reklamları yapılıyor. Neredeyse silah teknolojisinde ABD ve Çin’i geçtiğimizi iddia edecekler. Silah sanayinde bu kadar ileriysek bizi niye başkaları korusun? ABD, İran füzelerine karşı Katar’daki, Kuveyt’teki, S.Arabistan’daki üslerini ve bu ülkeleri koruyamadı. Kimse başkaları için kendi çocuklarını feda etmez. ABD’de İran Savaşına karşı sokağa çıkan,” Biz İsrail’in kuklası değiliz, krallar istemiyoruz” diyerek ABD’nin bu savaşa iştirakini protesto eden milyonların tepkisini hatırlayın. Kendini koruyamayan bir ülkeyi kimse koruyamaz. Kimse sizin yerinize –karşılıksız- bedel ödemez.

Amerika’nın Irak/körfez savaşında Türkiye’de ABD askerlerini konuşlandırma tezkeresi Erdoğan’ın gayretlerine rağmen geçmemişti. Bu doğru bir karardı, meclisin o tarihlerde iyi-kötü bir bağımsızlığı vardı. Tezkere geçmiş olsaydı,75-80 bin ABD askeri gelecek, bunların bir kısmı Türkiye’de kalacak, bir kısmı Irak’a kara harekatı yapacaktı. Tezkere geçmeyince bu oyun bozuldu. Geçmiş olsaydı ne olurdu? Muhtemelen ABD askerleri uzun süre burada kalır, tahmin edilemeyecek ölçüde sıkıntılara sebep olurdu. Kore Savaşı 1950’de başladı 1953’te bitti. Aradan neredeyse 73 yıl geçmesine rağmen hala binlerce ABD askeri Güney Kore’de kalmaya devam ediyor. ABD girdiği yerden kolay kolay çıkmıyor. Hele devşirilmiş, defolu siyasetçiler de bulmuşsa hiç çıkmıyor. NATO’da farklı ülkelerin askeri bulunmasına rağmen, NATO büyük oranda ABD demektir. Ne adına olursa olsun,  ülke sınırları içinde böyle bir Kolordu’ya izin vermek ülke güvenliğini başkalarının insafına terk etmektir. Buna karar verecek olanlar, geçmişte Çekiç Güç’ün ne ve nelere sebep olduğunu bir defa daha hatırlamalarında fayda var.

Niye doğuda, niye şimdi? Doğru olan Suriye ve İsrail’den gelebilecek muhtemel tehditlere karşı Türkiye’nin güney sınırımızda bir Kolordu kurması ve sınır boyunda yeni ilçeler kurarak iki bölge arasında etkileşimi en aza indirmesidir.

Devamını Oku

Av. Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden…Milliyetçiliğin içini boşaltmak

Av. Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden…Milliyetçiliğin içini boşaltmak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Milliyetçiler, 12 Eylül’de büyük bir travma yaşadılar. Hapishanelerde, işkence hanelerde büyük bedeller ödediler.Bazı kurumlarla ilgili düşünce ve kabullerinin yanlışlığını gördüler. Devlet denen mekanizmayı daha yakından tanıdılar.

Uzun hapishane yıllarında inandıkları ile karşılaştıkları gerçekleri muhasebe ve mukayese etme imkanı buldular.Bu, bazı düşünceleri yenileme,tadil etme ihtiyacını doğurdu. Dışarı çıktıklarında ise artık hiç bir şey eskisi gibi değildi, dünya değişmiş,insanlar başkalaşmıştı. Başka bir gerçeklikti yaşanmakta olan.

Milliyetçiliği bu gerçeklik üzerine oturtmak şarttı.

Toplumu kuşatacak,  bütünleştirici, herkesin ondan kendine ait bir şeyler bulacağı yeni bir milliyetçilik arayışına gidildi. Hala o arayış sürüyor.Milletsiz milliyetçilikten,manevi yanı boşaltılmış milliyetçilik anlayışına kadar sahneye birçok milliyetçilik anlayışları sürüldü. Önceden de farkı milliyetçilikler var ancak bu kadar parçalı ve birbirinden uzak değildi.

Milliyetçilik devletini kurmuş toplumlar için bir bütünleştirme,ulus devlet birliğini pekiştirme doktrinidir.Bunun için hitap ettiği toplumun ortak değerlerinden hareket eder. Mümkün olduğu kadar büyük bir kitleyi bu değerlerde buluşturmaya çalışır.Her topluluk benzer yöntemlerle farklı değerler üzerinden uluslaşır.Millet aslında bir değerler topluluğudur.

Milletlerin harcında dinin büyük yeri vardır.Aynı dine inananlar ortak bir tarih ve dile de sahiplerse daha kolay milletleşirler.Milliyetçilik, hitap ettiği topluluğun en çok paylaşılan, ortaklaşılan değerlerini seçer,onlar üzerinden bir bilinç oluşturmaya çalışır.Milliyetçiliklerin bir çoğunda din en önemli kaynaştırıcı faktördür.Antony Smith,”Seçilmiş Halklar” isimli kitabında din- milliyetçilik ilişkisine şu şekilde işaret eder:”Milliyetçilik seküler,merkezci, ideolojik bir harekettir, ama aynı zamanda değişen derecelerde,belirlenmiş nüfusun dini geleneklerinin bazı sembollerini,mitlerini, ritüellerini de kullanır.” (s.56) Milliyetçiliğin gücünü, din ve kutsalla girdiği ilişki ve içiçeliğe bağlar.Din milliyetçilikle ilişkiye girince onu da kutsallaştırır. Smith, “milletler, inancın ve etnik cemaatlerin unsurlarını birleştirerek yeni bir sentez üretirler, bu da onun gücünün ve ilhamının çoğunu dini inançlardan,ahlaki duygulardan ve kutsal ayinlerden aldığını gösterir,”der.(s.47) Helen milliyetçiliğinden örnek veren Smith,” onlara göre Osmanlı’ya karşı verilen mücadele,yabancı Türk’ten daha çok kafir Müslümanlara karşı verilen mücadeleydi.(s.38) Yunan milliyetçiliği, mücadelesini dini bir renge boyamış,toplumu bu temel üzerinden seferber etmiştir. Bush’un körfez savaşını “Haçlı seferi” olarak adlandırması da aynı din- milliyetçilik perspektifinin bir ürünüdür. Günümüzde İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım dinle beslenmiş bir milliyetçilikten başka bir şey değildir.

Türk milleti Müslüman’dır ve İslam en çok bağlanılan ve paylaşılan değerdir.Milliyetçiliğe ruh veren anlam kazandıran İslam’dır. Keza,insanları fedakarlığa ikna eden, toplumun motivasyon kaynağı dindir. Lakin son yıllarda dinle milliyetçiliği ayrıştıran içi boşaltılmış bir milliyetçilik pompalanmaktadır.12 Eylül’den önce verilen mücadele bile yeniden yorumlanarak dini veçhesi olmayan bir mücadele olarak anlatılıyor. Bunu yapanların çoğu o tarihte sokakta olmayan ve sokakta olanların hangi motivasyonla hareket ettiğini bilmeyenlerdir.Milliyetçilerin İlayı Kelimetullah diye bir davalarının olmadığını söylemektedirler.İlayı Kelimetullah, Allah’ın kelimesini yüceltmektir. Yüceltmenin bir şekli de, kutsallarımızı çiğnetmemek, bu ülkede  kıyamete kadar ezan seslerinin kesilmemesini sağlamaktır. Dini ve ona ait her şeyi ret eden  komünist bir harekete karşı durmak,inançlarımızın vatan coğrafyasından kovulmasına engel olmak Allah’ın kelimesini yüceltmek değil de nedir? Rahmetli Türkeş,” Ben sizi ıspanak fiyatına satılan demokrasiye çağırmıyorum, ben sizi hak yoluna, hakikat yoluna, kısacası Allah yoluna çağırıyorum” dediği içim milyonlar peşine takılmıştı. Vatanı müdafaa hak yoludur. Namusu müdafaa hak yoludur. İnançlarımıza yönelen tehditlerle mücadele hak yoludur.Bunları dinden soyutlamak toplumu ıspanağa çağırmaktır.İşte onun için Türk’ün ruhuna nüfuz edemiyor,düne kadar duası bizimle olan bir milletin yeterli desteğini alamıyoruz.Bu, dinin siyasete taşınması değildir.Dinin toplumu bütünleştirmede ve seferber etmedeki rolünü anlamaktır.İslam’ı göz ardı ederek bu ülkede milliyetçilik yapmanın taraftar bulamayacağını, görmektir.Ruhu alınmış bir milliyetçilik pompalayanlar şu sorunun cevabını düşünmelidir;  ölümün  manevi bir ödülü yoksa kim, niye ölsün?. Bunu bile anlayamamışlar.

Devamını Oku

Av. Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden…Bir uluslaşma aracı olarak Nevruz

Av. Dr. İrfan Sönmez’in kaleminden…Bir uluslaşma aracı olarak Nevruz
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkenin birçok yerinde Nevruz kutlamaları yapıldı.

Bazı yerlerde Bahar Bayramı olarak, bazı yerlerde bir uluslaşma aracı olarak… Nevruz, Türklere ait bir bayram, İran kültürüne girmeden çok önce, kaynaklar, Türkler tarafından kutlandığını söylüyor. Anadolu Türklüğünün Orta Asya Türklüğü ile sürekliliğinin kesilmesi ile bu coğrafyada önemini kaybetti. PKK’nın bunu bir Kürt Uluslaşması aracı olarak kullanması ile birlikte yeniden Anadolu Türklüğünün gündemine girdi. Ancak bayramın menşei ne olursa olsun bugün Kürt uluslaşmasının en önemli ve en etkili araçlarından biri haline gelmiştir. Nevruz, artık bir bayram değil bir ayrışma, bir farklılaşma malzemesidir, en azından bölücü çevreler bakımından.

Kutlamalara da bu zaviyeden bakmak lazım. Dün Diyarbakır’da bir bayram değil, teröristlerin eli kanlı katillerin kutsanması vardı. Daha kısa bir süre önce, 2024 yılında TUSAŞ saldırısında beş vatandaşımızı şehit eden teröristlerin resimli pankartları taşındı, Apo’nun mesajı okundu, Tuncer Bakırhan baştan sona tahrik ve kışkırtma kokan bir konuşma yaptı. “Kürtler statü istiyor,Yerel Demokrasi istiyor, ana dilleriyle eğitim yapmak istiyor” dedi. Bu taleplerin açılımı, bir cümle ile ‘ayrışmak,bölünmek istiyoruz’ demekti. Tom Barract, daha önce bir açıklamasında,” Türkler özerklik kelimesinden çok ürküyorlar,” demişti. Onun için taktik değiştirip yerel demokrasi demeye başladılar. Yerel demokrasi demek, buradan elinizi ayağınızı çekin, burayı biz yönetelim demektir. Bakırhan bunu açık açık söyledi.

‘Terörsüz Türkiye’ süreci başladığından beri ısrarla bu sürecin ‘bizi bölünmüş Türkiye’ye’ götüreceğini yazıyorum. Yerelleşme, aynı zamanda bir bölgede yaşayanlar için yeni sınırlar çizmek, o bölgeyi o insanlar için vatan yapmaktır. Sovyetler, Orta Asya’yı işgal ettiğinde şimdiki Türk Cumhuriyetlerine ait böyle sınırlar yoktu. Bu sınırları bölgeyi parçalamak ve kolay yutabilmek için Sovyet yönetimi çizmişti. Sovyetlerin yıkılışından sonra o sınırlar o devletlerin tabii sınırları gibi görüldü ve öylece kabul edildi. Ortadoğu’daki sınırlar da öyledir; Çizenler(Sykes-Picot) İngilizlerle, Fransızlardır, bugün onu canla başla doğal sınırlarımız diye savunanlar ise bölge halklarıdır.Önemli olan, sınırları kimin çizdiği değil onun, zamanla tabii sınırlar olarak görülmesi ve benimseniyor olmasıdır. Bakırhan bunu biliyor, böyle bir taviz koparılırsa -bölgede- TC’nin egemenliği yerine kendi egemenliklerinin geçeceğini düşünüyor.

Bölünme, sadece bir kısım toprağın mukaddes vatan toprağından koparılması değildir. Asıl bölünme, insanların/toplulukların farklı yönlere gitmesi,farklı siyasal projelere inanır hale gelmesidir. Tarih bize önce insanın, sonra toprağın kaybedildiğini söylüyor. ‘Terörsüz Türkiye’ aldatmacası ile bölge insanı iyice PKK’nın kucağına itildi. Kürtler bir bütün olarak PKK ve Öcalan’ın ipoteği altına sokuldu. Onlara hepinizin temsilcisi Apo’dur mesajı verildi. Devlet içinde ayrı bir -siyasi merkez- oluşturuldu. Açıkça PKK’nın 40 yılda yapamadığı, şimdi üçüncüsü denenen -süreçlerle-yapıldı.

Sürecin mimarları bu nereye gittiği belli süreçle ilgili eleştirilere çok sert cevaplar veriyorlar. Mümkün olsa -kimse konuşmasın- diyecekler.Oysa süreci eleştirenler yıkıcı bir dil kullanmıyor, Kürtlerle kardeşliğimiz bozulmasın diye özenle PKK ve artıklarını Kürtlerden ayırıyor. Eleştirilerini Kürtleri incitmemeyi hedefleyen bir dil üzerinden yapıyor. Ama Bakırhan’ın dili öyle mi? Her kelimesinden kin ve kan damlıyor. Tehdit ediyor, “mecbursunuz” diyor,”Kürtler artık basit düzenlemelere razı olmaz” diyerek bütün yolları kapatıyor. “Müzakere edilecek bir şey yok şunları şunları yapın” diyor. Bu dil tabii olarak karşıtını üretiyor.Ana dilde eğitim mesela, diyelim ki,bölgede Kürtçe eğitim yapmaya karar verdiniz. Bölgede Türklüğü hatırlatan her şey silinecek, çocukların esas dili Kürtçe olacak,Türkçeyi doğru dürüst öğrenemeyecek, Türkçeyi iyi bilmeyen biri Türkiye’nin hangi kurumunda görev yapabilir? Ona diline uygun bir devlet mi vereceksiniz?

Soruları çoğaltmak mümkün, dün şayet Nevruz etkinliklerini izledilerse sebep oldukları manzara karşısında -çözümcüler- ne düşündüklerini merak ediyorum; Mesela,Erdoğan,Bahçeli ve Kurtulmuş,ne düşündüler acaba? Bir an olsun hata ettik diye düşündüler mi? Yahut ” biz ne istemiştik, bunlar nasıl anlamış” diye içlerinden geçirdiler mi?

Türkiye çok sancılı, çok yanlış bir yola sokuldu.İki yıl önceki Nevruz kutlamalarını dünkü kutlama ile sayısal/katılım açısından mukayese ederseniz ne dediğimi anlarsınız.Umarım, çok geç olmadan bu mayınlı yoldan dönülür, bölge PKK’nın insafına terk edilmez, yoksa… Yoksasını düşünmek bile istemiyorum.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.